Bilal kamiloğlu

Bilal kamiloğlu
Mustafa suphi hk.
Suphi Osmanlı devletinin emperyal heveslerine karşı çıkmış ve milliyetçi bir tavır sergilememiştir. Örneğin 15 Ekim 1918 tarihinde Osmanlı ordusunun Bakü'ye girmesi münasebetiyle Çiçerin'in Türkiye'ye verdiği nota Yeni Dünya’da yayımlanmıştır. Son derece sert bir üslupla kaleme alınmış olan bu notayı Yeni dünya desteklemiş ve Türkiye'yi haksızlık ve zulüm yapmakla, Kafkasya'da kan dökmekle suçlamıştır (Tunçay, 1995: 135). Suphi gerek bu dönemde, gerekse Anadolu'da direniş başladığında pan-İslamizm ve pan-Türkizme sonuna kadar karşı çıkmış, Sovyetler Birliği Halk Komiserleri Konseyi'nin 21 Şubat 1918'de ilan ettiği "Sosyalist Anavatan Tehlikededir" kararnamesine ve "Sosyalist Anavatanı Savunma" kampanyasına da destek vermiştir.
Sayfa 149·Kitabı okudu
Tarih
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda galip devletlerin Türkiye'yi işgal etmeleri karşısında Anadolu'da bir direniş başlamıştır O günkü konjonktürde dünyanın en güçlü emperyalist devletine, Büyük Britanya’ya kafa tutarak direnebilmek ancak Sovyetler Birliği’nin desteğiyle mümkün olmuştur. Ankara’daki BMM hükümeti ve dört bir yandan saldırı altındaki Bolşevik hükümeti bu güçlü kapitalist devletlere karşı ittifak yapmışlardır. Bu ittifak her iki taraf için de hayati önemi haizdi çünkü Kafkaslar'ı işgal etmiş olan Ingiliz kuvvetleri hem Anadolu’da başlayan direnişi hem de Bolşevikleri tehdit etmekteydi. Eğer Ankara hükümeti, Mustafa Suphi’nin deyişiyle "Anadolu kıyamcıları” (isyancıları), Bolşevik Rusya ile bir ittifak içine girmeseydi Anadolu direnişinin maddi (mali ve askerî teçhizat) ve moral destekten uzak olacağı kesindir. Su noktanın altını tekrar çizmekte yarar vardır: Bugünkü Türkiye büyük ölçüde Sovyet Rusya ile yaptığı ittifak sayesinde oluşmuştur. Henüz savaşın bitmediği bir tarihte, 16 Mart 1921'de Sovyetler Birliği ile imzaladığı antlaşma ile Ankara hükümeti Lozan’dan çok önce, İstanbul hükümetinin varlığına rağmen uluslararası planda meşruiyet kazanmıştır.
Sayfa 136·Kitabı okudu
Tarih
16 Mart 1921’de Sovyetlerle yapılan Moskova anlaşması ile doğu sınırının belirlenmesinden sonra Ankara bir daha Bolşevik olmaktan söz etmemiştir. Buna rağmen Sovyetler’den gelen mali ve askerî teçhizat yardımı sürmüştür. Zafer kazanıldıktan sonra Lozan Görüşmeleri sırasında İzmir’de toplanan İzmir iktisat Kongresi aracılığı ile bütün dünyaya yeni Türkiye hükümetinin kapitalist kalkınma yolunu seçeceği duyurulmuş ve bundan sonra Ankara Hükümeti, 1945’e kadar Sovyetler'le eşit haklı bir müttefik olarak ilişkilerini sürdürmüştür.
Sayfa 136·Kitabı okudu
Tarih
1920 sonu ve 1921 başında bir yandan Enver Paşa'nın Ittihad-ı İslâm politikaları doğrultusunda İslâmî Bolşevizm propagandası altında kalan, öbür yandan Türkiye Halk iştirakiyun Fırkası’nın doğrudan etkisi altında kalan (Nevşirvanov, 2006: 119) genelde Kuvayı Milliye, özel de Çerkeş Ethem’in Kuvayı Seyyare’sidir. Son tahlilde düzenli orduya katılmayı reddederek Ankara hükümetine başkaldıran Çerkez Ethem ve kardeşleri, Yunan tarafının açtığı koridordan İzmir’e giderek siyaset sahnesinden çekilmişlerdir. Siyaset sahnesinden çıkarılan güçlerin İkincisi, Mustafa Kemal’in çağrısıyla geldiklerini zannettikleri Anadolu'dan, 15 yoldaşı ile birlikte Karadeniz’de katledilerek çıkartılan Mustafa Suphi’nin Türkiye Komünist Fırkası’dır. Üçüncü olarak Anadolu merkezli, Ankara veya Eskişehir Komünist Partisi olarak bilinen Türkiye Halk iştirakiyun Fırkası’nın BMM’de mebus olan Üyeleri de dahil, kurucuları tutuklanmış, gazetesinin yayımlandığı matbaa basılarak tahrip edilmiş ve üyeleri hapis cezalarına çarptırılmıştır. Ancak aynı tarihlerde resmi/danışıklı Türkiye Komünist Fırkası’nın Komintern’e kabul edilmesi için Dr. Tevfik Rüştü Moskova’da elinden geleni yapmaktaydı.
Sayfa 136·Kitabı okudu
Tarih
Komintern Bakü Kurultayı’nda, bir yandan Anadolu’da İngilizlere karşı savaşmakta olan millî kuvvetleri komünist olmamalarına rağmen destekleme kararı alırken, diğer yandan Türkiye’de komünistlerin özgürce çalışmasına izin verilmesini talep etmiştir. Mustafa Kemalin kuruluşunu bizzat organize etliği, Kasım 1920 de kurulan resmi/danışıklı Türkiye Komünist Fırkası, Baktı Kurultayında alınan bu kararlar doğrultusunda hem Sovyetler’i memnun etmek hem de Türkiye'deki komünist faaliyetleri kontrol altında tutabilmek amacıyla kurulmuştur.
Sayfa 134·Kitabı okudu
Tarih