Türkiye'nin yeni zengin sınıfının yaptığı gibi Eyşan'ın huzurunu kaçırmaktı. Ancak Eyşan'ın hayatına musallat olan bir illet olabilirdim, Eyşan'ın yaşama sevincini öldürmekle yetinmeyi öğrenmem gerekiyordu, öğrendim. Türkiye'nin yeni zengin sınıfı da öyle yapmıştı, hızla fakirleştirdiği kültürlü, biraz kibirli, medeni ve neşeli olmaktan vazgeçiremediği sınıfların yaşama sevincini öldürmeyi görev bilmişti. Başarıyordu ama sonra bir şey oluyordu, bu sınıflar yeniden canlanıyordu. Küllerinden doğuyorlardı, bu sınıfların çok derin kökleri vardı ve iktidarların elinde kökleri kurutmak için yeterli asit yoktu. Her şeye rağmen gençler bir araya geliyordu; okullarda yasaklanan mezuniyetler evlerde, bahçelerde yaşanıyordu, LGBTİ yürüyüşleri sokak aralarında da olsa yapılıyordu, çok pahalı da olsa bira içiliyordu, gençler gülüyorlar eğleniyorlardı. Kitaplar yazılıyor, filmler çekiliyor, tiyatro oyunları sahneleniyor, resimler yapılıyor, sergiler açılıyor, konserler veriliyor ve hepside bir karşılık buluyordu.
Çünkü yaşama sevinci öldürülemiyordu, bir süreliğine soldurulabiliyordu ama yok edilemiyordu.
Türkiye'nin Turgut Özal iktidarıyla birlikte müthiş hızlanan, karanlık servetlerden rahatsız olmama, aksine kanunsuzluğu takdir etme döneminde hayranlık ve onay halesiyle sarmalanan, ülkenin kanını kuruttuğu halde sanki ülkenin bekası onlardan soruluyormuş, adaleti dağıtma görevi de onlara verilmiş gibi kendilerini hukukun üstünde gören, örgütlü mafyanın ayakçısı oldular.