Bilal kamiloğlu

Bilal kamiloğlu
Yahudi tarihinin tanıklıkları olan takibatlar, katliamlar, sürgünler ve zorunlu din değiştirmeler kronolojik bir tablo biçiminde düzenlendiğinde, konjonktürel hareketlerle bu vahşi önlemler arasında bir korelasyon belirmektedir. Yahudiler her zaman ekonomideki hava bozukluklarına bağımlıdırlar ve bunlara eşlik ederler. Batı Yahudilerinin İngiltere (1290), Almanya (1348-1375), İspanya (1391 Sevilla pogromu ve zorunlu din değiştirme) ve Fransa'daki (1394'te Paris Yahudilerinin kesin olarak kovulmaları) rahatlık ve ihtişamlarına, yalnızca rollerini inkar etmek niyetinde olmadığımız insanlar, hükümdarlar veya "ahlaksızlar" son vermemişlerdir. Asıl suçlu Batı dünyasının tümünün ekonomik olarak gerilemesidir. Bu noktada bize hiçbir tartışma mümkün değil gibi görünmektedir. Aynı şekilde yalnızca İspanyol Yahudilerinin tehciri (1492) örneğini ele alacak olursak, bu dünya çapındaki olay Werner Sombart'ın dediğine göre, uzun bir gerileme dönemi içinde gecikmiş olarak yer almaktadır; bu gerileme dönemi Katolik kralların saltanatıyla başlamakta, en azından 1509'a ve belki de 1520'ye kadar sürmektedir.
Sayfa 686·Kitabı okudu
Reklam
Osmanlı'dan gelen Yahudiler, Türklerin ayrıcalığı olan beyaz sarık taşırlar; oysa sarı sarık giymeleri gerekirdi. Belon du Mans bunun Yahudilerin bir hilesi olduğunu ifade etmektedir; Batı'da Yahudilerinkinden daha yüksek olan Türklerin itibarından yararlanmak istemektedirler. 1566'da -ki bu yeni bir şey değildir- Milano Yahudileri sarı şapka giymek zorunda bırakılmışlardır.
Sayfa 665·Kitabı okudu
Yahudilerin kaderiymiş...
Yahudilerin karşısında her uygarlık taraftır ve her seferinde ezici bir üstünlüğe sahiptir. Bu uygarlıklar güce ve çokluğa dayanır. Yahudiler ise hemen her zaman küçük rakiptir. Fakat bu rakiplerin sıradışı olanakları vardır: Bir hükümdar onları takip etmekte, bir diğeri korumaktadır; bir ekonomi onlara ihanet etmekte, bir başkası ihya etmektedir; bir büyük uygarlık onları kovmakta, bir diğeri kucağını açmaktadır; İspanya onları 1492'de kovmakta, Osmanlı, Yahudileri Rumlara karşı kullanmayı umut ederek, onları isteyerek kabul etmektedir. Öte yandan baskı kurma veya dolaylı eylem yapma olanakları bulunmaktadır. Portekiz Yahudileri bunu yüzlerce kez gösterecektir. Bunlar paranın sağladığı avantajlara sahiptir ve Roma'da davalarına gönül vermiş bir elçileri vardır. Bu durumda, Lizbon yönetimi tarafından onlara karşı alınan tedbirleri düzenli olarak geri çektirerek veya etkisiz hale getirerek uyutmaktan daha basit bir şey yoktur. Luis Sarmiento bu durumu 1535 Aralıkı'nda V. Carlos'a açıklamıştır: Hıristiyanlığa geçen Yahudiler, conversos, Papalıktan eski hatalarını affeden bir belge almışlardır; bu conversosun korkunç borçları olan Portekiz kralına para avansında bulunduklarını düşünecek olursak, hükümetin davranışlarını sıkıntıya sokacak bir durum ortaya çıkmaktadır: Verilen borç 500.000 dukadır - "kambiyoda muamele gören" Flandra'dakini hesaba katmıyoruz. Ancak halk, fakir insanların besin kaynağı olan kurutulmuş balık-peixe sacrr- tüccarlarına karşı sürekli homurdanmaktadır -oldukça geç bir tarihe, Ekim 1604'e ait bir Venedik mektubu, yani Portekiz Engizisyonunun kurulmasından yarım yüzyıl sonra yazılan bir mektup, halkın çok acı bir şekilde -fi eramentrr- homurdandığını söylemektedir.
Sayfa 659·Kitabı okudu
Morisko sorunu çok daha büyük çaplı bir çatışmanın bir bölümünden ibarettir. Akdeniz'deki büyük oyun, ebedi bir "Doğu Sorunu" içinde Doğu ile Batı arasında oynanmıştır; bu oyun esas itibarıyla bir uygarlıklar çatışmasıdır ve oyunun, sırasıyla birinin veya öbürünün üstünlüklerinin ortaya çıkması durumuna göre defalarca oynanmıştır. İyi kağıtlar elden ele geçmekte ve birinin veya diğerinin öne geçmesine göre, başat kültürel akımlar en zenginden en fakire doğru şekillenmektedir; yani Batı'dan Doğu'ya veya Doğu'dan Batı'ya. Batı'nın lehine olan ilk altüst oluş Makedonyalı İskender döneminde yaşanan olaydır. Helenizm Yakındoğu'nun ve Mısır'ın ilk ''Avrupalılaşma" sürecini temsil etmekte ve Bizans'ın yaşadığı asırlara kadar sürmeye adaydır. Roma İmparatorluğu'nun sonu ve 5. yüzyıldaki büyük istilalarla birlikte Batı ve Antikite mirası çökmüştür; bunun zenginliklerini koruyan veya toplayan Bizans ile Müslüman Doğu'dur ve bunlar yüzyıllar boyunca bu zenginlikleri barbar Batı'ya yansıtmışlardır. Bütün Ortaçağımız Haçlı Seferlerinde, öncesinde ve sonrasında Doğu tarafından doyurulmuş ve aydınlatılmıştır. "Uygarlıklar ordular aracılığıyla birbirlerine karışmıştır; bu uzak dünyalardan söz eden çok sayıda anlatı ve öykü ortaya çıkmaktadır.
Sayfa 653·Kitabı okudu
Osmanlı'da kentsel burjuvaziler -esas olarak ticari burjuvazi İslam' a yabancıdır; bunlar Raguzalı, Ermeni, Yahudi, Rum ve Batılıdırlar. Galata ve adalarda "latinitl'ler (Latin kültürü) hala sürmektedir. Öte yandan imparatorluğun büyük tüccarları diyebileceğimiz Venedikliler, Cenevizliler ve Raguzalıların gerilemesini görmek semptomatik olmaktadır. Sultanın yakınında iki büyük iş adamı fark edilmektedir: Bunlardan biri olan Mihal Kantakuzenesı Rumdur, diğeri JosefNasi (Micas) ise Yahudidir. 15. yüzyılın sonunda göç etmiş olan İberya (İspanya veya Portekiz) Yahudileri Kahire, İskenderiye, Halep, Trablusşam, Selanik ve İstanbul'da yavaş yavaş ticaretin üst noktalarını işgal etmektedirler (özellikle Portekizliler); imparatorluğun mültezimleri arasında büyük bir paya sahiptirler (hatta bürokratlar arasında). Venedikliler, Venedik mallarını ikinci elden satan Yahudilerin kötü niyetlerinden çok yakınmışlardır. Kısa bir süre sonra bu Yahudiler, yeniden dağıtıcılık mesleğiyle yetinmemişler ve Raguzalılar ile Venediklilerle doğrudan rekabete girişmişlerdir. 16. yüzyıldan itibaren Messina, Raguza, Ancona ve Venedik yönlerine büyük deniz ticaretine girişmişlerdir. Hıristiyan korsanlığının Doğu Akdeniz'deki karlı faaliyetlerinden biri de Venedik, Raguza veya Marsilya teknelerindeki Yahudi mallarını avlamak olmuştur. İspanyolların verdikleri isimle bu ropa de judios onlar tarafından kaçakçılığa dahil edilmiştir; keyfi el koymalara karşı bu uygun bir mazeret olmaktadır. Öte yandan Yahudiler de kısa bir süre sonra Ermenilerin rekabetiyle karşılaşmışlardır; bunlar 17. yüzyılda Batı'ya yönelik tekneler kiralayacak, buralara bizzat gidecek ve Şah Abbas'ın ticari genişlemesinin simsarları haline gelecekler dir. Doğu Akdeniz'de, bir dönem bütün Akdeniz'in efendisi olan İtalyan ticari
Sayfa 547·Kitabı okudu
Reklam