İkinci Türk soyluluğu 15. yüzyılda yalnızca Avrupa'da ortaya çıkmış değildir, fakat biz onu en iyi burada, kök saldığı ve ardından hızla büyümeye başladığı zaman görebiliyoruz. Balkanların Türkler tarafından hızlı fethi esnasında, fiilen her şey, şiddetli köylü devrimlerinin darbeleri altında, etkileri çok uzaklara, çok ilerilere ulaşacak bir şekilde çökmüştür. Böylece ileriye yönelik sonuncu sıçramadan önce, 1521'de Belgrad'ın alınmasından Macaristan'a girilmesine kadar (Mohaç 1526), Macar köylüleri ayaklanmışlardır. Hıristiyan soylular bunları bastıracaktır, ama ölümcül bir çaba pahasına. Topluma bakıldığında, bir dizi eski feodal rejim, karışık unsurlardan oluşan (Yunan, Slav ve hatta Batılı) ve uzaklardan gelen rejimlerin hepsi adeta kendiliklerinden çökmüşlerdir. Felaketlerin arifesinde, Balkanlar zenginliklerinden ve senyörlere ait toprakların civarındaki kentlere yerleşme biçimlerinden ötürü (bu İtalya'daki gibi bir inurbamento'dur) Batı'yla toplumsal olarak kıyaslanabilir durumdadır. Arnavut senyörleri Musachiler Durazzo'da, Bologna ve Floransa'dakilerin aynısı olan tahkim edilmiş saraylara yerleşmişlerdir. Ve iç bölgelerde birçok kent senyör konutlarından meydana gelen bir caddeye sahip olmuştur. Tırnova'nın bojarska mahalası, Vidin'in ası vardır; bütün bu lüks, latifundiumlara, ağır bir bojarskaulic şekilde sömürülen köylülüklere bağımlıdır; işte Türk'ün önünde sahte bir tiyatro dekoru gibi yıkılan bu sistemdir. Türk istilasıyla halk zorlu bir yaşam sunan dağlara doğru kaçmaktadır, ama aynı zamanda köylüler nispi olarak özgürleşmektedir. Bu köylüler cemaatleri içinde gruplanmış olarak, topraklarının efendisi durumunda kalacaklardır. Kuşkusuz özgür değillerdir, hiç kimseyi göz ardı etmek istemeyen devlet vergisine bağlanmışlar ve eskilerin üzerine kurulan