Bilal kamiloğlu

Bilal kamiloğlu
Pierre Viret 1560'ta Türkler hakkında şunları yazmıştır: "Tanrı, eskiden imanları zayıflayan Yahudiler gibi bugün de Hıristiyanları Türklerle cezalandırıyorsa, buna şaşmamalıyız ... Çünkü Türkler bugün Hıristiyanlar için Asurlular ve Babilliler gibidir; Tanrı'nın sopası, belası ve öfkesidirler." Yüzyılın ortasından itibaren Belon du Mans gibi başka kimseler Türklerin erdemlerini teslim etmeye başlamıştır ve bundan sonra herkes bu garip ve "tersine" ülke hakkında hayal kurmaktan hoşlanacaktır; zira bu Batı toplumundan ve onun zorlamalarından sıyrılmanın bir yolu olmaktadır. Fakat Türkleri Avrupa'nın hata ve zayıflıklarıyla açıklamak bile bir gelişmedir. Bir Raguzalı bunu I. Maximilian' a söylemiştir: Avrupa ülkeleri bölünürken, "Türklerin imparatorluğunda bütün otorite tek bir kişinin ellerindedir; herkes sultana itaat etmekte, o tek başına yönetmektedir; bütün gelirler ona gitmektedir; tek kelimeyle o efendidir, diğer herkes onun kölesidir". 1533'te Ferdinando'nun elçilerine, bir Venedikli ile bir kölenin oğlu olan, uzun süre vezir İbrabhim Paşa'nın gözdesi olan Aloysius Gritti'nin söyledikleri de özü itibarıyla budur.
Sayfa 458·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Türklerin egemen olduğu, inşa ettikleri ya da tahkim ettikleri kentler aracılığıyla örgütlenen fetihler. Bu kentler Türk uygarlığının gerçek yayılım alanları olmuştur; bunlar, sürekli baskı altında yaşadığı düşünülmemesi gereken mağlup ülkelerde, en azından bunları sakinleştirmiş, evcilleştirmiş ve terbiye etmişlerdir. Türk fetih hareketi başlangıçta, doğal olarak, boyun eğdirilen toplumların aleyhine olarak gelişmiştir. Kosova savaşından sonra binlerce Sırp Hıristiyan alemine kadar uzanan pazarlarda köle olarak satılacak veya paralı asker olarak silah altına alınacaktır; fakat galip gelenler işin siyasal boyutunu da ihmal etmemiştir. Bu, II. Mehmet'in 1453'ten itibaren İstanbul'a davet ettiği Rumlara tanıdığı ayrıcalıklarda görülmüştür. Sonunda Osmanlı, Yarımadadaki bütün halkların yerlerini aldığı, galiplerle işbirliği yapan ve ilginç bir şekilde ötede beride Bizans Imparatorluğu'nun ihtişamını yeniden canlandıran kadroları yaratmıştır. Bu fetih yeniden bir düzen, bir pax turcica yaratmıştır. 1528'de "ülke güvenlidir, ne bir soygun ne de yol kesen haydut haberi alınmaktadır", diye yazan, adı bilinmeyen Fransıza inanabiliriz. Aynı dönemde aynı şeyleri Katalonya veya Calabria için söylemek mümkün müdür? Bu iyimser tablonun içinde bir gerçek payının olması gerekir, çünkü Hıristiyanların gözünde Türk İmparatorluğu uzun süre hayranlık verici, anlaşılmaz ve düzenliliğinden ötürü şaşırtıcı olarak kalmıştır; zira bu imparatorluğun ordusu disiplini ve sükunetiyle olduğu kadar, cesareti, zenginliği, askerlerinin değeri ve dayanıklılığı ile de Batılıları hayran bırakmıştır. Ancak bu durum, Hıristiyan birinin beslediği düşüncelere rağmen, "bütün yaptıkları işlerde köpekten beter olan'' imansızlardan nefret etmesini engellememektedir; bu söz 1526'da söylenmiştir.
Sayfa 457·Kitabı okudu
Türklerin karşısında toplumsal bir dünya çökmüştür; bu çöküş kısmen kendiliğinden olmuştur. Albert Grenier'nin düşüncesinin istisnasız doğru olduğunu bir kez daha düşünmek gerekir: "Sadece fethedilmek isteyen toplumlar fethedilebilirler." Bu toplumsal gerçek, istilacıların tahribat ve başarılarını açıklamaktadır. Kısa zamanda çok uzaklara ilerleyen süvariler, yolları keserek, hasatları mahvederek, ekonomik hayatın organizasyonunu bozarak, ordunun ağırlıklı kısmı için kolay fetihler hazırlamaktaydılar. Sadece dağlık kesimler, yaklaşan güçlü istilacılara karşı bir süre korunabilmiştir. Bu istilacılar Balkan coğrafyasının gerçeklerine uygun olarak, önce büyük nehirler boyunca uzanan ve Tuna'ya ulaşan büyük yollara egemen olmuştur: Meriç, Vardar, Drina, Moravya. Türkler 1371'de Meriç üzerindeki Çirmen'de, 1389'da Vardar, Drina ve Moravya'nın birbirinden uzaklaştığı Kosova'da zafer kazanmışlardır. 1459'da bu kez Demirkapı'nın ötesindeki Smeredevo'da, "Moravya'nın Tuna'ya kavuştuğu ve aynı zamanda Belgrad'ın Macar ovasının ön kısımlarını yönettiği noktada" başarılı olmuşlardır. Türkler doğudaki geniş ovalarda çok çabuk zafer kazanmışlardir. 1365'te başkentlerini Edirne'ye taşımışlar, 1386'da Bulgaristan'ın tümünü, sonra da Teselya'nın tamamını fethetmişlerdir. Fetihler dağlık batıda daha yavaştır ve çoğu zaman gerçek olmaktan ziyade görüntü olarak kalmıştır. Yunanistan'da Atina 1456'da, Mora 1460'ta ele geçirilmiş, Bosna 1462-1466'da ve Hersek 1481'de bazı "dağlık krallıkların" direnmesine rağmen fethedilmiştir. Venedik Türklerin Adriyatik'e çıkmalarına uzun süre engel olamamıştır: İşkodra 1479'da, Draç 1501'de Venediklilerden alınmıştır. Geriye tabii ki daha yavaş olan diğer fetihleri kaydet mek kalıyor.
Sayfa 456·Kitabı okudu
Osmanlı devleti ayakta kalıp yaşamını sürdürürken, Anadolu'daki yavaş dönüşümleri kendi lehine kullanmıştır. Osmanlıların talihi, derinliğine inildiğinde, Türkistan halklarını batıya sürükleyen, çoğu zaman sessiz ve güçlü istila hareketlerine bağlanmaktadır. Aynı zamanda Osmanlı'nın talihi, 13. yüzyılda Rum ve Ortodoks olan, sürekli sızmaların ve kesin toplumsal kopuşların sonucunda ve aynı zamanda bazıları devrimci -Babailer, Ahiler, Abdallar gibi toplumcu- bazıları da "Konya'daki Mevleviler gibi daha barışçıl mistikler olan" Müslüman dini tarikatların şaşırtıcı dinsel propagandaları sonucunda Türk ve Müslüman olan Anadolu'nun içsel dönüşümünün ürünüdür. G. Huart'a göre, Köprülüzade bunların dinsel yayılım faaliyetlerini yakın zamanlarda ortaya çıkartmıştır. Bunların şiiri -yani propagandaları- Batı Türk edebiyatının ufkunu belirlemiştir. Boğazların öte tarafındaki Türk fethi koşullar nedeniyle geniş ölçüde kolaylaştırılmıştır. Balkan yarımadası fakir olmaktan uzaktır; hatta 14. ve 15. yüzyıllarda oldukça zengindir. Fakat bölünmüş durumdadır: Bizanslılar, Sırplar, Bulgarlar, Arnavutlar, Venedikliler ve Cenevizliler burada birbirleriyle boğuşmaktadır. Dinsel olarak Ortodokslar ve Latinler mücadele halindedir; nihayet toplumsal olarak Balkan dünyası aşırı bir kırılganlık içindedir -tam bir iskambil kulesi. Bütün bunları akılda tutmak gerekir: Balkanlardaki Türk fethi şaşırtıcı bir toplumsal devrimden yararlanmıştır. Senyörlük rejimine tabi ve köylüler açısından katı olan bir toplum, bu darbe karşısında şaşkına dönmüş ve kendiliğinden çökmüştür. Toprakları üzerinde mutlak egemen olan büyük maliklerin sonu olarak fetih, bazı açılardan "sefillerin kurtuluşu" olmuştur. Anadolu yüzyıllar süren çabalarla, sabırla ve yavaş yavaş fethedilmiştir; Balkan yarımadası istilacılara
Sayfa 454·Kitabı okudu
Türklerin yükselişi
Türklerin yükselişinin kökeninde üç yüz yıllık ısrarlı çabaları, uzun mücadeleleri ve mucizeleri saymak gerekir. 16., 17. ve 18. yüzyıl Batılı tarihçileri dikkatlerini sıklıkla bu "mucizevi" boyut üzerine yoğunlaştırmıştır. Gerçektende, macera ve dinsel tutkunun buluşma yeri olan Anadolu'nun belirsiz sınırlarında, kavgalar ve rastlantılar içinde büyüyen Osmanlı ailesinin öyküsü olağanüstüdür. Zira Anadolu mükemmel bir dinsel heyecan alanıdır: Savaş ve din burada kol kola gitmekte, savaşçı cemaatler bura da kaynamakta ve bilindiği üzere yeniçeriler Ahilik ve ardından Bektaşilik tarikatlarına bağlı olmaktadırlar. Osmanlı devleti ilk atılımlarını, temellerini, heyecanlarını bu kökenlere borçludur. Buradaki mucize küçük devletin, coğrafi konumuna içkin olan karmaşa ve sorunlara rağmen ayakta kalabilmiş olmasıdır.
Sayfa 451·Kitabı okudu