Bilal kamiloğlu

Bilal kamiloğlu
Sol ve din
Türkiye’deki sosyalist hareketin din ile ilişkisi, pozitivist bir akliliğin ve radikal bir laiklik perspektifinin kıskacında şekillendi. Kuşkusuz bu topraklar üzerinde hegemonik bir güce sahip olan İslâmiyet'tir. Devletin kendi yedeğinde saymayı umduğu ama şüphesini asla esirgemediği Hanefi mezhebi/Sünnilik ise belirgin bir dinî güçtür. Dinî ortodoksi Sünni İnanışında temsil edilir, devlet katında makbul sayılan da odur. Herhangi bir heterodoks akım ya Alevilik gibi bastırılır, “pogromlar söz konusu olur ya da o heterodoks akımın kendisini tamamen görünmez kılması beklenir. Sosyalist düşünceye Osmanlı’nın son döneminde yöneltilen ilk itirazlardan biri de bu baskın Sünnilik anlayışının içinden yöneltilmiştir.
Sayfa 877·Kitabı okudu
Düşünce
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Milliyetçilik hk.
"Almanya'dan ithal malı olarak giren bu faşist milliyetçilik, Türk milliyetçiliğinin ifadesi değildir. Türk milliyetçiliği Atatürk'ün dediği gibi imtiyazlı bir sınıfın geniş halk kitlelerini istismarına dayanan bir milliyetçilik değildir. Irkçı, tefrikan, istismarcı faşist milliyetçiliğini müdafaa edenler millî menfaati müdafaa etmezler ve bu memleket için zararlıdırlar ve zararlı olmuşlardır
Sayfa 855·Kitabı okudu
Düşünce
Şimdiki benzer değişimler.. sizce?
1950 ile 1964 yılları arasında üniversiteli öğrenci sayısı ABD ve Almanya'da 2 kat, Fransa'da 3 kat, İngiltere ve İtalya'da ise %50 oranında artmıştır (Boratav, 1988: 101). Artık Batı toplumları "salt tüketici" niteliği olan ve müzikten giyime, eğlenceye kadar bir dolu alanda ciddi bir piyasa oluşturan genç nüfusa sahiptir. Ama işler istenilenden farklı gelişmiş ve "Gençlik" kendisine giydirilmeye çalışan kalıplarla sığmamaya başlamıştır... Bunun temel iki nedeni olduğu söylenebilir. Birincisi bu gençlik ikinci Dünya Savaşı'nın yoksunluklarına değil refah döneminin şatafatına doğmuştu ve savaş jenerasyonunun "azla yetinme" ideolojisinden pek feyz almamıştı. Bu da onları kısıtlayıcı, tatminkâr bir tutumdan ziyade maksimalist ve radikal bir tavra teşne haline getiriyordu. Ama esas (ya da ikinci) neden daha travmatik bir etkiye/öneme sahipti. Amerikan hayat tarzının insani mutluluğu, tatmini ve erdemleri; tüketimin sınırları ve tüketim normlarına indirgeyen bir ahlâki/ideolojisi vardı ve böyle bir ahlâk/ideolojinin yarattığı (ve gizleyemediği) tek tip bir hayat, vaat ve vaaz ettiğinin aksine, yaratıcı bireysel-insani inisiyatifleri engellemekte, hatta gençliğin içinde bulunduğu ağır bunalımın da tek müsebbibi olmaktaydı. Nitekim dönemin radikal gençlik grupları da kendilerine sunulan bu kalıpla alay etmeye ve bu hayatın dışında farklı bir yaşam kurgulamaya, kısacası marjinal altkültürlere yönelmeye başladılar.
Sayfa 836·Kitabı okudu
Düşünce
Öğrenci hareketi açısından sahip olunan, edinilen bilginin toplum adına ve onun iyiliği için kullanılması dolayısıyla egemenlerin bildiği ama kendi çıkarları adına kullanmakta ısrar ettikleri imkânların topluma dönmesi ancak toplumsal iyiliği sağlayıp, kontrol edebilecek ve bunu geleceğe dönük de planlayabilecek bir siyasal güç sayesinde olabilirdi. Bunu yapabilmenin yolu iktidara sahip olabilmekti, bu da ancak örgütlü bir mücadele sayesinde gerçekleşebilirdi. Seçim/oy verme bu süreçteki tek seçenek değildi. Öğrenci hareketini/hareketlerini siyaseten anlamlı bir aktör olarak saymayı gerektiren, sınıf değilken sınıf refleksleriyle davranmaya iten, parti değilken parti gibi örgütlenilmesi gereğine yönelten olgular, siyaseti toplumsal bir süreç olarak kabul edip, kendilerini de burada taraf haline getirmeleriydi. Sosyalist/komünist partiler bu imkânı sağlıyordu. Sınıf siyasetinin araçlarıydı. Ancak partilerin düzen içinde legal zemine çekilmiş olmaları bu partileri atalete itiyor ve gerekli pratik siyasî faaliyetlerden dahi çekinilmesini beraberinde getiriyordu, O zaman “öncü"yü zorlamak (bu durumda işçi sınıfının temsilcisi olan parti), olmuyorsa “öncü" olmak gereki yordu. Ancak öğrenciler belirli bir toplumsal sınıf değil, farklı sınıflardan gelen ve o sınıfın özelliklerine sahip, dolayısıyla o sınıfın bilinç düzeyiyle varolan bireylerden müteşekkil topluluklardı. Bu kendi siyasal tahlilini sınıf çatışmasına ve bir sınıfın diğer sınıflar üzerindeki sömürüsünü ortadan kaldırmaya yöneltmiş sosyalist hareket ve partiler için gerçekçi bir taban değildi. Sonuçta öğrenciliğin kendi doğası ancak öğrenci olunan dönemle sınırlandığı, o süreçle ilişkili olduğu için ve bundan sonrasında toplumsal sınıflar dünyasının parçası olacak başka bir mecraya akacağı gerçeğiyle ortada
Sayfa 818·Kitabı okudu
Düşünce
İşçisi sınıfı neden geri kaldı...
Türkiye’nin, gerçek bir kapitalist gelişme görmemesi, sanayi işçilerinin büyük çoğunluğunun köyle bağlarını sürdürmeleri ve işçi sınıfının önemli bir kısmının yarı-köylü vasfını koruması, Türkiye proletaryasının bilinçlenmesini, kendisi için sınıf niteliğine bürünerek tarihî görevini yerine getirmesini geciktiren etkenler olarak değerlendirilmektedir. İşçi sınıfının örgütlülük düzeyinin gelişmemiş olması, kendisi için sınıf olma düzeyine erişmemiş olması, önemli bir kesiminin henüz gerici güçlerin etkisi altında bulunması, bazı "ilerici" aydınların proletaryanın devrimci potansiyelini küçümseme eğilimi göstermelerini eleştiren MDD’ciler, Türkiye proletaryasının aydın "devrimcilere" biraz kuşku ile baktıkları gerçeğini de kabul etmektedirler.
Sayfa 800·Kitabı okudu
Düşünce