Kendi kendini örgütleyebilen yapılar, inorganik düzeyden organik düzeye geçebiliyor ve kendini örgütleme becerisini gösterenlerin yaşam şansı oluyor. Bu durumun siyaset için de geçerli olduğu görüldü.
12 Eylül öncesinde Türkiye, Fatsa ve Maraş olarak ikiye ayrılmıştı: Bir yanda tüm Türkiye’yi Fatsa yapmak isteyenler; diğer yanda tüm Türkiye’yi Maraş yapmak isteyenler vardı. Tüm Türkiye’yi Fatsa yapmak isleyenler bunda başarılı olamadılar; ama tüm Türkiye'nin bir Maraş haline getirilmesini önlediler.....
12 Eylülcüler sadece Devrimci Yol’u değil Fatsa'daki toplum projesini de imha ettiler. Çünkü 12 Eylülcüler tarafından bakıldığında, Devrimci Yol, “darbe yapmasalardı kendileri yerine konuştukları kürsüye çıkacak olanlar” olarak gösterilen bir “mazeret”, “gizli bir terör örgütü” idi... Oysa bu satırların yazarı, 12 Eylülcülerin mahkemesinde onlara şöyle seslenmişti: “Bizleri burada örgüt kurmakla suçluyorsunuz; aslında bizim suçumuz örgüt kurmak değil, örgüt kuramamaktır. Tarih bizi suçlayacaksa faşizme karşı örgütlendiğimiz için değil örgütlenemediğimiz için suçlayacaktır."
Özellikle İstanbul'da işçi sınıfı hareketi içinde de, gençlik hareketinin önemli sayılabilecek ilişkileri vardı, Başta Deniz Gezmiş ve Cihan Alptekin olmak üzere, pek çok öğrenci lideri, Singer, Demirdöküm, Sungurlar, Horoz Çivi, gibi büyük grev ve fabrika işgallerinde işçilerin yanında yer almış, 15-16 Haziran 1970'de gerçekleşen büyük işçi eyleminde de etkili biçimde rol oynamışlardı. Yaygın bir yanlış görüşün aksine, bu gerçek, gençlik önderlerinin yalnızca öğrenci hareketinin bir ürünü ve ilgilerinin yalnızca üniversite ve gençlik sorunuyla sınırlı olmadığını da göstermektedir. Bu, THKO'nun sonraki gelişme evrelerinde kendisini hissettirecek bir başka Özellik olarak değerlendirilmelidir.