Bilal kamiloğlu

Bilal kamiloğlu
Bizzat ulusal kurtuluşun gerçekleşmesi için ülkenin toplumsal yapılarının bir sosyal devrim ölçütünde değişmesi gerekir ve bunun tersi de doğrudur. Yani ulusal kurtuluş gerçekleşmeden sosyal devrim mümkün değildir, iki kavramın bu biçimde birbirine bağlanması, Marksist kuramın temel bir kategorisinin, sınıf savaşının, ulusal kurtuluş mücadelesinin ve kalkınma çabasının gerekleri doğrultusunda araçsallaştırılmasına yol açmıştır.
Sayfa 718·Kitabı okudu
Düşünce
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Emperyalizme karşı dünya halkları içinde ilk bağımsızlık savaşını veren ve bundan muzaffer çıkan Türkiye ise, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki emperyalizmden kopma eğilimine ters bir gidişat sergiliyordu. Türkiye, ikinci Dünya Savaşından sonra, vaktiyle kazandığı bağımsızlığını yitirmiş emperyalizme yeniden bağlanmıştı, Bu durumda, dönemin sol akımlarının, uygun koşullarda kalkıştıkları ideolojik hegemonya atılmalarında, dünyadaki anti-emperyalist ve bağımsızlıkçı yönelişe, kendi ülkelerinin geçmişteki öncülüğünü hatırlatarak başlamaları, geçmişteki anti-emperyalist mirasın bugünkü gerçek sahipleri olarak ortaya çıkmaları makûl sayılabilirdi.
Sayfa 681·Kitabı okudu
Düşünce
Şimdi farklı mı...!
Yıllar boyunca, Osmanlı İmparatorluğunun gerileyişine, çöküşüne çare arayan aydınlar, çöküşün kaynaklarından biri olarak emperyalizmi görmek yerine, emperyalist ülkelere öykünmeyi, onların yardımıyla onlara yetişmeyi, onlar gibi olmayı çare olarak görmüşlerdi. Osmanlı- Türk aydınları, 1912 yılına gelene kadar, imparatorluğun gerileyişinin temel nedenlerinden birinin emperyalizm olduğunu hiç düşünmemişlerdi. Onlara, Türkiye’nin emperyalizmin avucuna girdiğini ilk haber veren kişi, Parvus adıyla bilinen Rus Marksist Alexander Helpband olmuştu.
Sayfa 662·Kitabı okudu
Düşünce
1919-23 mücadelesi başta "düvel-i muazzamaya" karşı görünmekle birlikte, esas olarak Yunanistan'ın Anadolu rüyasına karşı bir savaş biçimini almıştı. Aynı savaşın Yunan tarafındaki öyküsünü biraz incelemiş olanlar, o "düvel-i muazzamanın" Yunanistan'ı daha 1920'den itibaren yalnız bıraktığını, yani Yunanistan'ın başlangıçtaki hamileri tarafından ihanete uğradığım, öte yandan Musul ve Kerkük'ü alan aynı "düvel-i muazzamanın" Misak-ı Millî'yi kabule dünden razı olduğunu da bilirler. Kısacası, 1919-23 mücadelesi, esas olarak biri bir imparatorluktan ulus-devlet yaratmaya çalışan, diğeri ise kendi ulus-devlet sınırlarını genişletmeye çalışan, ama ikisi de emperyalist ol(a)mayan iki güç arasında cereyan etmiştir, 1960'larda "ABD emperyalizmine" karşı yürütülen mücadelede ise, "ABD emperyalizminin" bir taraf olup olmadığı tartışmalıdır. Her ne kadar 1960'larda İktidarda olan AP kelimenin gerçek anlamıyla "Amerikancı" ise de, aynı dönemde Türkiye'de ABD sermayesi yok denecek kadar azdır.
Sayfa 658·Kitabı okudu
Düşünce
İşçi sınıfı 1917 Rusya'sı kadar bile gelişmemiş olan Türkiye'de ise, Kemalizm köylüyü "milletin efendisi" ilan edecektir. Kuşkusuz bu ilan, yapısal olarak herhangi bir sınıfsal bütünlük ve örgütlenmeye sahip olmayan köylülük, herhangi bir hâkimiyet ya da yönetim yeteneğinden de yoksun olacağı için, onu temsilen Kemalistlerin "milletin efendisi" olacağından başka bir anlama gelmez.
Sayfa 653·Kitabı okudu
Düşünce