Bilal kamiloğlu

Bilal kamiloğlu
İnsanlar ikiye ayrılır iyiler ve kötüler...
Demokrat Parti döneminde Halil Öz toprak ile Malatya Müftüsü arasındaki polemik, Alevilerin "cüretinin muhtemel sonuçlarını haber vermekteydi. "Alevinin selamı alınmaz", "alışveriş edilmez", "kestiği yenmez", "köyünden geçen suyla tarla sulanmaz" gibi yerel dinî otoritelerce tembih olunan, cumhuriyetin ilk yıllarında belki bir parça geriye atılmış önyargılar, Demokrat Parti'nin vaadeylediği inanç hürriyetini kullanmaya yeltenen ilk yazılı girişimlerin ardından olanca hışmıyla geri dönmüştü. 50'li yıllar boyunca bu gerilim sadece Maraş ve Malatya 'da değil, Erzurum, Erzincan, Sivas, Yozgat, Tokat, Çorum gibi Alevi ve Sünnilerin "birlikte" yaşadıkları bölgelerde yoğun bir şekilde hissedilmekteydi. Fikret Otyam'ın '60'lı yıllarda Maraş, Malatya yöresine dair tanıklıkları, Alevi-Sünni rekabetinin çokpartili siyaset denemeleriyle birlikte yükselen gerilimine dair uyarılarla doludur.
Sayfa 916·Kitabı okudu
Düşünce
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Kemalizme büyük ölçüde destek verdiği kabul edilen Alevileri, yeniden muhalif bir kesim olarak tanımlanmalarına yol açacak biçimde mobilize etti. Çokpartili döneme geçiş yıllarında DP'yi destekleyen Aleviler, DP'nin 1957 seçimlerinden sonra CHP'ye karşı taşradaki gücünü koruyabilmek amacıyla Sünni tarikat önderleriyle ittifaka yönelmesiyle ondan uzaklaşacaklar, buradaki etkinlik ve konumlarını Sünni muhafazakârlara terkedip yine CHP'ye döneceklerdi
Sayfa 904·Kitabı okudu
Düşünce
20. yüzyılı etkileyen iki önemli modern ideolojiden milliyetçilik, OsmanlI'da zuhurundan kısa sayılabilecek bir süre sonra Alevilere eklemleyici bir şekilde yönelmiş ve bunda Osmanlı döneminde olmasa dahi cumhuriyet yıllarında epey başarılı olmuştur, Osmanlı'nın son dönemlerine dek dışa kapalı olarak yaşamış, bu nedenle inançları hakkında pek fazla bir şey bilinmeyen Kızılbaşların, Sünni naslara uymayan geleneklerini; Arap ve Fars etkisine karşı direnen Türklüğün, Asya'dan Anadolu'ya ulaşabilmiş belirgin işaretleri olarak selamlayan Türk milliyetçileri, söylemsel düzeyde bir açılımı başlatmayı sağlayabilmişlerdir. Bu açılım Anadolu'da yaşayan Alevi topluluklarla ilgili yöresel araştırma sonuçlarıyla etraflıca İfadelendirilmiş, Alevilik milliyetçi düşüncenin maddi temellerinden biri olarak kurgulanmış, Alevilere yeni toplum tasarımında yine en azından söylemsel düzeyde "seçkin" bir yer gösterilmiştir. Bu tezin, bir resmî İdeoloji olarak Türk milliyetçiliğinde hiçbir dönem ana ekseni oluşturmayışının nedenleri ikna kabiliyetinin düşüklüğünde değil, "hedef kitle"nin "marjinal" konumunda, milliyetçiliğin halkın tamamı, dolayısıyla öncelikle Sünni çoğunluk nezdinde gördüğü hüsnü kabulde aranmalıdır. Yine de gerek duyulan dönemlerde hâlâ fonksiyoneldir ve günümüzde dahi geçerli bir referans olarak işaret edilmektedir.
Sayfa 896·Kitabı okudu
Düşünce
Demiş...
Arap dünyasında hala laisizm savunma da ve ricatta döğüşebiliyor? Kapitalizm ve Sosyalizm hala İslamiyet ile melezleşmeden İktidar olamıyor? Laikliğimizle öğündüğümüz ülkemizde bile, meclis papağanları, halk önünde salavat getirmeden çıkarmıyorlar, Laikleri kötüleyip iktidardan alaşağı etmek İçin hâla ‘Türkçe Ezan” tahrikatları işe yarayabiliyor. Neden? Bütün bunlar bir yana. Türkiye’de laisizm tuttu ve kökleşti. Sola karşı irtica Panislamizm pantürkizm ile melezleştirilip askerileştirilse bile bizde devlet laik kalır. İşçi sınıfı ve Ordu Gençliği veya halk çoğunluğu bunun garantisidir.
Sayfa 883·Kitabı okudu
Düşünce
kemalizm ve islam
Kemalist iktidarın kuruluş sürecinde ve bunu takip eden dönemde dinin denetlenebilir bir alan şeklinde ele alındığı, kontrol edilebilir bir araç olarak telakki edildiği önemli tartışmalara konu olmuştur. Kuşkusuz modernleşme sürecinin gecikmiş olması, modern devletlerin sahip olduğu araçlardan yoksun olmak psikolojisi Tanzimat'tan Cumhuriyete aktarılan önemli miraslardan bir tanesidir. Bu miras toplumların kültürel süreçlerini, kurumların bu kültürel süreçler içerisine nasıl gömülü olduğunu anlamak istemeyen, bu anlamaya vaktinin olmadığını baştan kabullenen bir bürokratik elit ortaya çıkarmışa İttihat ve Terakki’den Kemalistlere kalan bürokratik miras ve devlet hakkında sahip oldukları ortak bilinçaltı, dine tanınacak sorumluluk ve misyon konusunda teorik olarak kendilerini çok zorlamayacak ama pratikte epeyce ‘yıpratacak’ bir manevra problemi sunuyordu (İttihatçılar zaten şeyhülislamı kabineden çıkararak, kız çocuklarına okul mecburiyeti getirerek, vb. Kemalistler için yolu açmıştı. Kemalistlerin kendi mühürlerini vurabilmek için yapmaları gereken, süreci daha radikal kararlarla devam ettirmekten ibaretti). Dinin şeklî varlığının, pratik 'gösterenleri’nin kurumsal düzeyde ortadan kaldırılmasına (halifeliğin lağvından, Diyanet İşleri Başkanlığının tesisine kadarki uygulamalar) ve iktidarın zaman zaman sertleşen söylemine rağmen daha sonra siyasal İslamcı hareketlerin tarihlerindeki önemli problemlerden biri haline gelecek süreç başlamış oluyordu. Bir kere Osmanlı İmparatorluğu teokratik bir devlet olarak tanımlandıktan ve düz ayak bir mantıkla aşağı yukarı 200 yıllık bir modernleşme sürecinin sıkıntılarının temelinde ‘varolduğu şekliyle’ dinin bulunduğu hükmü verildikten sonra, yeni devletin kurucularında rahat hareket etme tavrı da pekişiyordu. Elbette kurucu elitler
Sayfa 880·Kitabı okudu
Düşünce