Dokuz yaşındayken, yaklaşık üç ay kadar, doğduğu Hemite (Göğçeli) köyüne iki saat uzaklıktaki Burhanlı İlkokulu'na gitti, sonra Kadirli Cumhuriyet İlkokulu'nda okuma olanağı buldu ve bu okulu on altı yaşında bitirdi. Adana Birinci Ortaokulu'na girdi ve üç yıl sonra son sınıfta kalınca öğrenimini yarıda bıraktı. On dokuz yaşındaki bu genç, ırgat katipliği, inşaat koordinatörlüğü, bostan bekçiliği gibi nice işlere girip çıktı. Cumhuriyet, bu kadar sürede zengin dilli eşsiz yapıtlar yazan bir yazarı nasıl yetiştirdi? Kuşkusuz bir aşık, bir destancı olarak doğdu. Ancak: Adana Halkevi'nin de etkisi var kuşkusuz. İlk şiiri Halkevi'nin Görüşler dergisinde yayımlandı. İlk folklor derlemesi de bu dergide çıktı. İlk folklor derleme kitabı Ağıtlar'ı da Halkevi yayımladı. Yaşar Kemal'in üzerindeki Cumhuriyet emeği görmezden geliniyor.
"Dişi Orhan Pamuk" olmak için çırpınıp duran Elif Şafak kitabının İngilizce çevirisine adını "Elif Shafak" diye yazdı, imaj her şey ... Biliyoruz ki "imaj imalatçısı" Cihangir-Nişantaşı medyası bu iki ismi yere göğe koymadı, koyamıyor. Ne ilginç, aynı çevre Levent Kırca'yı sevmedi. Niye? Levent Kırca gerçek-sahici. Diğerleri imalat ürünü naylon. Levent Kırca sevincini, üzüntüsünü, eleştirisini, siyasi rengini hiç saklamadı. Rol yapacaksa bunu sadece tiyatro sahnesinde beyazperdede yaptı. Levent Kırca çoğunluğa uyup iktidarın göl gesinde var olmayı kabul etmedi. Her dönemin muhalif. "Hoca Nasreddin gibi ağlayan, Bayburtlu Zihni gibi gülen" halk sanatçısı. O bir "Karagöz" dü, dobra dobra konuştu-yazdı, ikiyüzlülüğe tahammül göstermedi. Beğenmediğine "olmamış" dedi. Yalancılara, kurnazlara sözünü sakınmadı, "sahtekar" dedi, sığ olanlara "cahil" ve diktatöre "zorba" diye haykırdı. Aydındı...
Tarık Akan nezarette yaşadıklarını Anne Kafamda Bit Var kitabında yazdı, yürek dayanmaz. Kitaptan mesleğimi ilgilendiren bir anekdot paylaşayım: Tarık Akan, gözaltına alındığında yanında Müjdat Gezen ve Halit Kıvanç vardı. "Polise sürekli 'Tercüman'ın yalan haberinden dolayı oluyor bunlar' diyordu Müjdat Gezen. Hürriyet gazetesi yazı işleri müdürü Nezih Demirkent tesadüfen oradaydı. Nezih Demirkent' e döndüm, 'Ağabey gazeteniz yazar artık olup biteni' dedim." Ancak tutukluluğu bitip Selimiye'den çıkana kadar tek bir olumlu cümle yazmadı gazete. Bu da bizim medyamız ... Hep acıları yazmayayım, Tarık Akan'a sorguda sordular: "Baba adın", Yaşar. "Anne adın", Yaşar ... Savcı sinirleniyor, bir daha soruyor, aynı yanıtı alıyor. Ama her ikisinin isminin "Yaşar" olduğunu öğreniyor! İkinci soruya geçiyor, "Konuşurken neden sol yumruğunu havaya kaldırdın?" Tarık Akan'a yapılan bayağı kumpaslar hiç bitmedi.
Yavuz Özkan ve Cüneyt Arkın'la elbirliği yapıp Maden filmiyle Yeşilçam ambargosunu deldi. Film, hasılat rekoru kırdı. Antalya Film Festivali'nden yedi ödül aldı. Tarık Akan'a "en iyi erkek oyuncu" ödülü verildi. O, artık stardı ... Tarık Akan Yeşilçam'ı yendi. Sonra Yılmaz Güney filmleriyle yolunu sürdürdü: Sürü, Yol... Tarık Akan'ın tek engeli Yeşilçam değildi. Türkiye'nin gerçek sanatçılarıyla aynı kaderi paylaştı: "Vatan hainliğiyle" suçlandı! Zincire vuruldu. İşkence gördü. Hapis yattı. Serinkanlı dik duruşundan hiç taviz vermedi. Şöhrete yenilmediği gibi ... 12 Eylül 1980 askeri darbesinin zulmüne boyun eğmedi. Büyüklük ve kalıcılık getirdi bu yiğitlik ona. Sanatından taviz vermeyen devrimci yücelik mertebesine ulaştı. ..