Bilal kamiloğlu

Bilal kamiloğlu
Alman kıstağı
Alman kıstağı dediğimizde; batıda Fransa'dan doğuda Macaristan ve Polonya'ya, kuzeyde Kuzey Denizi ve Baltık'tan güneyde Adriyatik ve Tiren denizlerine kadar olan alan içindeki Orta Avrupa'yı anlıyoruz. Toplam olarak çok sayıda ülke, mübadele hareketleri ve yol dizileri; tıpkı F. Yon Rauers'ten aldığımız haritanın bu konuda verdiği ilk fikir gibi. Bu mekanı iki hatla sınırlandıracağız: Bu hatlardan biri Cenova'dan (veya en fazla Marsilya'dan) Londra'ya, diğeri de Venedik'ten Danzig'e çekilecektir. Bunlar aşikar bir şekilde keyfi çizgilerdir, fakat ele alınması gereken genel bir taslak olmalıdır. Avrupa'nın ortasının meydana getirdiği bu geniş blok, kuzeyde ve güneyde deniz kıyılarıyla sınırlanmıştır: Kuzey Denizi, Baltık, Akdeniz. Veya daha doğrusu bu blok, bu ana deniz mekanları aracılığıyla yayılmaktadır. Bu bloğu, kuzey denizlerinin ötesinde İsveç'e (16. yüzyılın sonuyla 17. yüzyılın başında, Venedik ticareti burada çok ilginç bir şekilde kar olanakları aramaktadır), Norveç'e ve bilhassa büyük Atlantik macerasına katılmış olmakla birlikte, Avrupa'yla olan sağlam bağlarını kopartmaya hiç de niyetli olmayan İngiltere'ye kadar uzatmanın gerekli olduğuna dair hiçbir kuşku yoktur. İngiliz ticaretinin en önemli kısmı kumaşlara ilişkin olanıdır, bu malın ihracatı koşullara göre Emden, Hamburg, Bremen veya Anvers (ve fırsat çıktığında Rouen) üzerinden yapılmaktadır. Böylece İngiltere -ki İngiliz kumaşları örneklerinin en iyisidir- yakınındaki kıtaya, şu an için ondan ayırdığımız özel alana ortak olmaktadır. Kuşkusuz burası faal bir bölge, kara taşımacılığı üzerinde temellenen bir ekonominin belki de şaheseri ve 12. ve 13. yüzyıllarda, daha o zaman bile patlama halinde olan Kuzey-Güney ilişkilerinin buluştukları yer olan Champagne fuarlarının bir eşdeğeridir. Demek ki
Sayfa 327·Kitabı okudu
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Polonya kıstağı
Polonya kıstağı adını verdiğimiz bu kıstak 16. yüzyılda Karadeniz'e doğru yönlenmiş olmayıp -veya artık öyle değildir- Balkan yarımadasına yöneliktir. Batıya doğru net bir şekilde sapmış olan bu kıstak, Baltık'tan Tuna'ya ve düzensiz bir şekilde İstanbul'a (belki de daha ötelere) uzanmaktadır. Acaba Cenevizli iken Türk olan Karadeniz'in Polonya için cazibesini kaybettiğini mi düşünmek gerekir? Hem evet, hem hayır. Kefe'nin (1475), Kilya'nın (1484) ve Bialograd'ın (1484) Türkler tarafından fethi o zamana kadar faal olan bir toptan ticareti kesintiye uğrattıysa da, Doğu Akdeniz ticaretindeki bunalımı da hesaba katmak gerekiyor. Nihayet Tatarlar yüzünden güney yollarının güvensiz olmalarının da burada payı vardır. Bu durumda, 13. yüzyıldan itibaren, Karadeniz'den ve özellikle de Kefe'den Polonya'yı Doğu Akdeniz ürünleriyle ve öncelikle karabiber ve baharatla beslemiş olan uzun mesafeli bir kıtasal ticaret fakirleşmiştir.
Sayfa 316·Kitabı okudu
Akdeniz hayatının tümü, Okyanus ve İç Deniz arasındaki trafikte yaşanan rahatsızlıklar ve ardından Akdeniz'in kuzeylilere yeniden açılması hakkında tanıklık etmektedir. Sonuç olarak İngiliz-Akdeniz ticareti, birkaç yıl süreyle, kendine Rusya üzerinden bir geçit açmayı denemiştir. Bu yönde harekete geçenlerin düşüncelerinde, bu girişim çok daha önemli boyutlarda olmalıydı; bir yandan Portekiz, diğer yandan Suriye ticaretini ters yönden ele geçirmek söz konusuydu. 1582'de bile, Hazar Denizi üzerinden baharat ticareti yolunu değiştirerek bunu İstanbul'da merkezileştirmeye olanak verecek bir Türk-İngiliz antlaşmasının yapılması gündemdeydi. Devasa bir proje; bu kez bir kısmı İngilizlerin elinde olan bir tekel projesi; fakat bu proje zaten birçok nedenden dolayı gerçekleştirilemez nitelikteydi. İlginç olan, Pere Joseph'in 1630'lara doğru kendi hesabına, bu kez Rus servis yolunu kullanmayı düşünmüş olmasıdır. Kuşkusuz bunu Türklerle anlaşma yapmak için değil, tam tersine, bu yol aracılığıyla onların konumunu ve ticari ayrıcalıklarını saptırmak için düşünmüştür. Bu proje de tıpkı önceki gibi, Doğu Akdeniz'e doğru bir yol olarak Rus kıstağının değerinin ve deniz tarihi açısından bazı kıta derinliklerini gözlemedeki yararın altını çizmektedir. Bu Rus yollarının Ortaçağda İngiliz projesinden önceki veya ondan sonraki-18. yüzyılda- bazı ilginç İtalyan projelerinde oynadığı rollere bakınız; koşulların yardımıyla bu yollar denizin tüm trafiğini altüst etme yeteneğine sahiptirler.
Sayfa 314·Kitabı okudu
Rus kıstağı
Rus Kıstağı: Karadeniz'e veya Hazar Denizi'ne Doğru 16. yüzyılda herhangi bir Rus kıstağı olmadığını, bağlantı rolü oynayan ve Akdeniz'e doğru geniş mübadele hareketlerini yönlendiren bir kıstağın olmadığını söylemek ve bunu kanıtlamak kolay olacaktır. Rusya'nın bütün güneyi boştur ve yalnızca, hızlı atlarıyla Kafkasların kuzeyinde veya Hazar kıyılarında olduğu gibi Moskova civarında -1571'de burayı yakmışlardı- ya da korkunç bir şekilde çiğneyip geçtikleri Tuna ülkelerinin göbeğinde görülebilen Kırım Tatarlarının göçebe grupları tarafından geçilmektedir. 18. yüzyılın sonunda Rus iskan hareketinin burada karşılaşacağı şey boşluktur hala; deve ve at yetiştiricisi birkaç yağmacı göçebenin muazzam güzergah alanlarının bulunduğu bir boşluk. Bu yağmacıların saldırıları muazzam stepleri (ki burada tek bir kent bile bulunmaz) korsan seyrüseferinin denizi insanla doldurmasından daha fazla dolduramamaktadır. Fakat bunlar bu toprağın muazzamlığı karşısında az sayıda olmakla birlikte, burayı tehlikeli bir bölge haline getirmeye yetmektedirler. Kara tarafından engebeler sayesinde korunan Kırım'a dayanan, burada bazı müstahkem yerlere sahip (biri Kefe) Türkler tarafından desteklenen bu Güney Tatarlarına ancak -tıpkı Kazan ve Astrahan Tatarları için olduğu gibi- "Büyük Dük'' tarafından boyun eğdirilebilmiştir. Bunun nedeni Türklerin, Rusların onlar üzerinde sahip olabileceği tek üstünlüğü giderecek şekilde, onları çakmaklı tüfek ve toplarla silahlandırmış olmalarıdır. Aynı zamanda, Tatarlar talan harekatlarının sonunda bütün Türk ev ve köylerine Slav hizmetkar ve işçi sağlamaktadırlar. Onların gayretleriyle, muazzam miktarda Rus ve bazen de Polonyalı köle İstanbul'a kadar ulaştırılmakta ve burada düşük bir fiyata satılmaktadır. Bu insanlara yönelik yağmalamalar o kadar büyüktür ki,
Sayfa 309·Kitabı okudu
Akdeniz dünyası, Avrupa kadranı üzerinde, ne kökenleri ne de kültürel veya ekonomik düzeyleri bakımından aynı olmayan bölgeler, toplumlar ve uygarlıklarla karşılaşmaktadır. Bunlar ne aynı renklere ne de aynı yaşa sahiptirler ve Akdeniz'in cezbedici gücünü farklı derecelerde hissederler. Kabaca, en azından dört Avrupa grubundan söz etmek gerekir; bu dört grup kıstakların büyük meridyen bağlantılarına tekabül etmektedir; her biri az veya çok güçlü bir şekilde, zenginliklerin taşıyıcısı olan sıcak denize bağlanmış dört ayrı tarih alanıdır. Bunlar aynı zamanda birbirlerine de bağlıdırlar, fakat bu gözlemi basitleştirmez.
Sayfa 308·Kitabı okudu