Nitekim "İslamiyet çöldür" önermesini yeniden ileri sürmektedir denemeci Esat Bey: Çölün boşluğu, çilekeş katılığı, ona içkin mistisizmi, parlak güneşe olan saygısı, efsanelerin birleştirici ilkesi ve bu insani boşluğun yarattığı binlerce sonuç. Aynı şekilde Akdeniz uygarlıkları da denizin boşluğunun belirleyiciliği altında büyümüş olmalıdırlar. Burada teknelerin ve kayıkların dolaşımı, orada kervanların ve ebediyen göçebe olan halkların dolaşımı canlılık kazanmaktadır. Tıpkı deniz gibi, çölde harekettir; İslamiyet harekettir. Vidal de la Blache cami ve minareler kadar, pazarlar ve kervansaraylar da onun uygarlığının karakteristikleridir, demekteydi. Ve çöl bu hareketliliğe inkar edilemez bir insani homojenlik borçludur. "Bir Mançurya Tatarı'nı bir Beserabya Tatarıyla yan yana getirirseniz, onları ayıran şu 1.500 fersahlık mesafeyi boşuna ararsınız; iklimin etkisi azdır, yönetiminki de aynı şekildedir" diye yazmaktaydı Baron de Tott.
Ancak karmaşık olanı çok basite indirgemekten kaçınalım. İslamiyet birbiriyle uyuşan ve aynı zamanda uyuşmayan insani gerçeklerin, işaret ettiğimiz şu coğrafi sınırlar ailesinin dayattığı şeylerin toplamıdır. Saymaya devam edelim: Büyük kervan yolları ve nehir bölgeleri -çünkü İslamiyet şu Sahel'lerden, Akdeniz'in karşısına yerleşmiş şu yerleşik hayat sınırlarından, İran körfezi boyunca, Hint Okyanusu, Karadeniz ve aynı zamanda Sudan ülkesiyle temas halinde olan yerlere kadar yayılmıştır- ve Hettner'in başat olarak gördüğü vahalar ve buralardaki iktidar yoğunlaşmaları. İslamiyet bunların hepsidir: Atlas Okyanusu'ndan Pasifik Okyanusu'na kadar giden uzun bir yol Eski Dünya'nın oluşturduğu güçlü ve katı bütünü delip geçmektedir. Roma da Akdeniz birliğini kurduğunda bundan fazlasını yapamamıştı.