1559'da Fransız donanmasının terhis edilmesinden, En Hıristiyan Kral ile Sultan arasındaki siyasal bağların gevşemesinden sonra, Batı denizi hiç tartışmasız bir İspanyol denizi haline gelmiştir. Müslümanlar bu denizin, hiç de en iyisi sayılamayacak bir yarısını, Kuzey Afrika'yı ellerinde tutmaktadırlar. Bunu da ancak korsanları sayesinde başarmışlardır; ve İspanyol presidioları tarafından frenlenen egemenlikleri hem içten hem de dıştan sürekli tehdit altındadır. V. Carlos 1535'te Tunus'a karşı giriştiği harekatta başarılı olmuştur, 1541'de ise Cezayir önünde kıl payı kaybetmiştir: Bu başarısızlık telafi edilebilir. Madrid'de Consejo de Cuerra dosyaları arasında reislerin kentine karşı her zaman hazır bir proje bulunmaktadır ve bu bir gün uygulamaya sokulabilir. Avusturyalı Don Juan döneminde ve 1601'de Gian Andrea Doria'nın ani girişimiyle bu iş az kalsın oluyordu.
İyonya denizi, "Girit'in denizi" buna simetrik olarak Osmanlı denizidir. Suriye (1516) ve Mısır'ın (1517) fethinden sonra Doğu havzasındaki sahillerin efendileri olan Türkler, kendilerini, denizi fethetmeye muktedir bir savaş donanması yaratma zorunluluğu karşısında buldular.
Şıklardan birinde olduğu gibi, diğerinde de bu Büyük Akdenizlerden her biri bu çifte emperyalizmi harekete geçirmiş, bir anlamda yaratmıştır. Zinkeisen bunu Türkler için söylemektedir. Acaba ispanya için de bu doğru değil midir? iki Akdeniz, 16. yüzyılda simgeleri zıt iki siyasal alandır. Bu koşullar altında Katolik Ferdinand, V. Carlos, Kanuni Sultan Süleyman ve II. Felipe dönemindeki büyük deniz mücadelelerinin ısrarla iki denizin birleştiği noktada, bunların takribi sınırlarında yer almaları şaşılacak bir şey midir? Trablus (1511, 1551), Cerbe (1510, 1520, 1560), Tunus (1535, 1573, 1574), Bizerte (1573, 1574), Malta (1565),