Bilal kamiloğlu

Bilal kamiloğlu
Dağ Yaşamı, Akdeniz'in İlk Tarihi mi?
İşte dağ tam da budur: Başkalarının kullanımı için bir insan imalathanesi; dağın dağınık ve hovarda hayatı denizin bütün tarihini beslemektedir. Belki de dağ, bu tarihi, başlangıcında imal etmiştir; çünkü dağ yaşamı, uygarlık biçimiyle "tıpkı Yakındoğu ve Orta Asya'nınki gibi çobanlık temellerini pek gizleyemeyen" avcı ve hayvan yetiştiricilerinin ilkel dünyasını akla getiren, trans hümans ve göçebeliğe dayalı ve ötede beride ormanları yakarak açılmış tarlalarda vaktinden önce yapılan tarımdan ibaret olan Akdeniz'in ilk hayat biçimini oluşturmuş gibi görünmektedir. Bu hayat çok erken bir dönemde insanlar tarafından düzene sokulmuş olan yüksek bölgelerdeki hayata bağlıdır.
Sayfa 90·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
16. yüzyıl sonu ve 17. yüzyıl başındaki bu göçler Ermenistan'da Venedik'ten esintiler taşıyan bir Rönesans'ın varlığını açıklamaktadır. Fakat sınırlarını hem avantaj hem de dezavantaj sağlayacak şekilde bu kadar aşmış olmaları, Ermenilerin 14. yüzyıldan itibaren bir devlet veya yüksek potansiyele sahip bir toplumsal çevre oluşturmaları olasılığını ortadan kaldırmış değil midir? Ermeniler bizatihi kendi başarılarından dolayı kaybetmişlerdir.
Sayfa 89·Kitabı okudu
Ermenilere dair
Asıl adları Muratyan olan Muratlara ait Ermeni hikayesinde söylendiği gibi, bunların Kafkasların Karabağ bölgesinden olduklarına inanmıyoruz. Bu durum incelendiğinde Korsikalı Don Juan örneği kadar gerçekçi olmadığı görülmektedir. Fakat hiç tartışmasız, İstanbul, Tiflis, Odesa, Paris, Amerika yönlerine doğru uzanan Ermeni diasporası bilinmektedir. Bu göçün büyük bir kısmı da, İran imparatoru Şah Abbas' ın 17. yüzyılın başındaki ilerleyişi sırasında gerçekleşmiştir: Diğer örnekleri arasında, bu göç, o dönemde Almanya fuarlarına, Venedik rıhtımlarına ve Amsterdam dükkanlarına kadar ulaşabilen zorunlu gezginci tüccar sınıfını doğurmuştur. Onlardan önce, başkaları bu bağlantıları kurmayı denemişler ama başarısızlığa uğramışlardı. Eğer Ermeniler başarıya ulaştılarsa, bunun nedeni biraz da Hıristiyan olmaları, zahmete katlanmaları, dirençli olmaları ve azla yetinebilmeleridir: Yani gerçek dağlılar bunlardır. Onları iyi tanıyan Tavernier şöyle diyor: "Hıristiyan dünyasından geri döndüklerinde, Venedik ve Nuremberg'de üretilen sahte inciler gibi her türlü ıvır zıvırı getirmekte ve bunlarla köylerden aldıkları ihtiyaç maddelerinin bedelini ödemektedirler.
Sayfa 87·Kitabı okudu
Arnavutlar
Arnavutların tarihi tek başına bir araştırmayı hak ederdi. "Kılıca, altın işlemeye ve onurlarına" düşkün olan Arnavutlar, yaşadıkları dağları çoğunlukla asker olarak terk etmektedirler. 16. yüzyılda Kıbrıs, Venedik, Mantova, Roma, Napoli ve Sicilya'ya, kendi projeleriyle şikayetlerini sunmaya, barut fıçıları ve ücretlerini talep etmeye geldikleri Madrid'e varıncaya kadar, her yerde saldırgan, kırıcı, her zaman eline çabuk Arnavutlar bulunmaktadır. Daha sonra İtalya onlara yavaş yavaş kapılarını kapatmıştır. Bu durumda onlar da Hollanda, İngiltere ve Din Savaşları sırasında Fransa'ya peşlerinde karıları, çocukları ve papazları olduğu halde, maceracı askerler olarak gelmişlerdir. Cezayir ve Tunus naiplikleri, sonra da Boğdan ve Eflak Voyvodalıkları onları reddetmişlerdir. Bunun üzerine onlar da Osmanlı padişahının hizmetine koşmuşlardır, zaten başından beri yaptıkları bu işi, 19. yüzyıldan itibaren kitlesel bir biçimde yapmaya başlamışlardır. "Kılıç neredeyse sadakat da oradadır";bunlar kendilerini besleyenden yanadırlar.
Sayfa 85·Kitabı okudu
"En çetin yerler her zaman özgürlüğün sığınağı olmuştur"; Baron de Tott Anılarında böyle yazmaktadır. "Suriye kıyılarını katederken" diye yazıyor."(Türklerin) despotluğunun bütün sahil boyunca yayıldığı ve koruması kolay ilk kayadan itibaren boğazdan dağlara doğru kesildiği görülmektedir; bu arada Kürtler, Dürziler, Mutuailer Lübnan ve Anti-Lübnan dağlarının efendileri olarak bağımsızlıklarını sürekli olarak muhafaza etmektedirler." Türklerin zavallı despotluğu! Yolların, dağ eteklerinin, kentlerin, ovaların efendisi olan Türkler Balkanların ve aynı şekilde Yunanistan'ın, Epir'in ve Skafıotelerin yaşadıkları tepelerde 17. yüzyıldan itibaren bütün otoriteleri reddettikleri, daha sonraları Tepedelenli Ali Paşa macerasının yaşanacağı Arnavutluk'un yüksek bölgeleri için ne ifade etmekteydiler? 16.yüzyıldaki Türk fethinden sonra Manastıra yerleşmiş olan 'Vali Bey' acaba hiç idareyi eline alabilmiş midir? İlkesel olarak Rum ve Arnavut köyleri onun otorite alanına girmektedirler, fakat bunlardan her biri bir kale, bağımsız bir grup ve fırsat çıktığında da arı kovanıdır. Bu koşullarda, Apeninlerin en yüksek, en geniş, en vahşi kesimi olan Abruzzelerin Bizans egemenliğine, Ravenna'daki genel valiliğin hakimiyetine ve daha sonra da Papalık Roması'nın tabiyetine direnmelerine şaşırmak gerekir mi, üstelik Abruzzelerin Roma'nın hemen arkası olduğunu ve Papalık devletinin Ombria kanalıyla Po vadisine kadar kuzeye yayıldığını hesaba katarsak? Fas'ta sultana tabi olmayan bled es Siba bölgesinin esas olarak bir dağ olmasına şaşırmak gerekir mi?
Sayfa 72·Kitabı okudu