Bilal kamiloğlu

Bilal kamiloğlu
Dağlar, Uygarlıklar ve Dinler
Dağ olağan olarak, kentlerin ve alçak alanlardaki ülkelerin yarattığı bir şey olan uygarlıkların dışında kalan bir dünyadır. Dağın tarihi, uygarlığa uzak olmasından, aslında yavaşça geçen büyük uygarlaştırıcı akımların genellikle kıyısında kalmasından ibarettir. Yüzeysel ve doğrusal olarak uzaklara yayılma yeteneği olan uygarlıklar, dikey olarak ilerlemek noktasında güçsüz kalırlar ve birkaç yüz metrede engellerle karşılaşırlar. Kentleri hemen hemen hiç tanımayan, yüksek noktalarda yer alan bu dünyalar için Roma'nın bizzat kendisi, şaşırtıcı uzunluktaki tarihine rağmen, çok az şey ifade etmiştir. Roma eğer kendi güvenliği için askeri kamplarını oraya buraya kurmasaydı, bu uzak tanışma bile olamazdı; sözgelimi, Kantabriya tepelerinin eteğinde, Leon'da, Berber Atlaslarının karşısında, Cemile'de, IIIa Legio augusta'nın kamp kurduğu Timgad ve Lambese'de olduğu gibi. Aynı şekilde, Latin dili Kuzey Afrika'nın, İspanya'nın bu düşman bölgelerinde ve diğer bölgelerde hiçbir zaman başarıya ulaşamamıştır ve Latin evi bir ova evi olarak kalmıştır. Bazı yerel sızmalara rağmen, dağ ona kapalı kalmıştır. Daha sonraları Sezarların Roması'nın yerine Saint-Pierre'in Roma'sı geçtikten sonra da sorun aynı olarak kalmıştır. Kilise ancak, eyleminin inatla devam ettiği yerlerde bu çobanları, bu bağımsız köylüleri evcilleştirebilmiş ve Hıristiyanlaştırabilmiştir. Fakat bunu yapabilmek için de inanılmaz miktarda zaman harcaması gerekmiştir. 16. yüzyılda bu ödev Katoliklik için olduğu kadar aynı engele çarpan İslamiyet için de tamamlanmış olmanın uzağındadır; tepeler tarafından korunan Kuzey Afrika Berberleri Hz. Muhammed'in dinine çok az sayıda intisap etmişlerdir. Asya'daki Kürtler için de aynı şey geçerlidir. Bu arada Aragon'da, Valencia ülkesinde veya Granada topraklarında bunun tersine
Sayfa 63·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?

Bilal kamiloğlu

, 2026 okuma hedefini ekledi.
2026 OKUMA HEDEFİ
23/60 kitap - %38 tamamlandı
23 kitap okudu
60 kitap
9,2bin sayfa
3 inceleme
458 alıntı
5 günde 1 kitap okumalı.
7/10
·740 syf.··
2026 3. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 19 Ocak 2026 13:22
Kitap kolektif olarak akademisyenler tarafından yazılmış ve konuları okumadan önce her yazarı tek tek araştırırım. Bazılarının yazdıklarının bir anlamı yok gerçekten.. Liberal olduğu söylenen "fikir adamlarımıza" değinilmiş..Normalde Liberalizm, bireysel özgürlük üzerine kurulan bir siyasi felsefe veya dünya görüşüdür. Bireysel özgürlük ve bireysel haklar düşüncesiyle yola çıkan liberalizm, daha sonraki yıllarda farklı türlere bölünmüş... Liberal görüşü savunanlar genellikle ifade özgürlüğü, inanç özgürlüğü, basın özgürlüğü, sivil haklar ve sivil özgürlükler, seküler devlet, liberal demokrasi, ekonomik ve siyasi özgürlük, hukukun üstünlüğü, özel mülkiyet ve piyasa ekonomisi gibi fikirleri destekler... Az gelişmiş toplum olmayı becerememiş ahlaki yönden zayıf halklarda zaten liberalizm pek olmuyor... Burada bir hayal veya tokların açlığı değerlendirdiği bir yazım olmuş."Türkiye, “liberal" çağrılara açık bir topluma, buna karşılık bu çağrılara kapalı bir devlete sahip. Liberal eğilimlerin yarattığı heyecan, devletten kaynaklanan etkili bir söylemle yerini hızla korku ve tedirginliğe bırakabiliyor." demiş ama bizde liberallik rant özelleştirmelerinden ibaret... Üzerine çok konuşulur.. Bizim liberalimiz Besim Tibuk birde..."Bir millet için eksik olduğu yönleri bilmek erdemdir, aksi halde bu eksiklikleri gidermek mümkün olmaz.".
LiberalizmKolektif · İletişim Yayınları · 201316 okunma

Bilal kamiloğlu

, bir kitap okudu
7/10
·740 syf.··
16 günde okudu
·
Okunma: 19 Ocak 2026 13:22
·
2026 3. kitabı
Kolektif
8.3/10 · 16 okunma
Siyasalın kurumsallaştığı aygıt olarak devletin toplumsal güçler arasındaki mücadelenin asli alanlarından biri olduğu ve kendisi iktidar ilişkileri tarafından şekillendirilmiş olan sivil toplumun örgütlenmiş ve yoğunlaşmış gücünü temsil ettiği iddia edilebilir. Siyaset sonrası söylemlerin etrafında kurulduğu uzlaşmacı siyaset ve devlet modeli siyasal iktidar ilişkilerinin indirgenmesi imkânsız olan antagonistik niteliğini kabul etmez. Mansbridge'in (1999: 74) öne sürdüğü gibi, "iyi müzakereden sonra çatışma hâlâ sürüyorsa, bu noktada demokrasilerin önünde iki seçenek vardır: Statükoyu sürdürmek ya da bir tarafı ötekilerin görüşüne uymaya zorlama yoluyla harekete geçmek." Dahası, her karar anı şiddet anıdır. Siyaset sonrası söylemlerin, tüm çoğulluk ve farklılık vurgularına ve şiddet karşıtlıklarına rağmen, "şiddetle" dışladıkları bir öteki vardır: "Yönetme niteliğine sahip olmamaktan başka bir niteliği olmayanlar", "(siyasal toplulukta) hesaba katılmayanlar" (Bkz. Ranciere, 1999; ve 2004: 305). "Gelecek olan demokrasi"nin, devlet mekanizmasının pofestas'ına (kurulmuş gücüne) karşı "niteliği olmayan" bu çoklukların potentia'sının (kurucu gücünü) ortaya çıkaran bir demokrasi olması gerektiği söylenebilir (Mardt and Negri, 1994: 294). Sonuç olarak, Türkiye'deki neo-liberal, sivil İslâmî ve postliberal söylemlerin demokrasi anlayışlarını tartışırken, foucault'nun (1982: 216) neo-liberalizm bağlamında söylediği şeyi yeniden düşünmekte yarar var: "Günümüzün siyasal, etik, toplumsal, felsefî sorunu bireyi devletten ve devlet kumrularından özgürleştirmeye çalışmak değil, hem devletten ve hem de devletle bağlantılı olan bireyselleştirme biçiminden özgürleşmemiz sorunudur."
Sayfa 665·Kitabı okudu