Bilal kamiloğlu

Bilal kamiloğlu
Sadece Özal döneminde mi..
Özal döneminde burjuvazi, doğrudan yasal olmayan yollarla sağlanan zenginleşmenin (uyuşturucu kaçakçılığından gelen kara paranın sistemin içine çekilmesi, hayali ihracat, kamu bankalarının yağmalanması, ihale mafyası, vergi kaçırma gibi) yanısıra, bir şekilde yasaya uydurulan ama sonuçta haksız yollarla (kişiye özel teşvik ve kararnameler, faiz gelirleri, sermaye lehine yasal düzenlemeler gibi) ilkel sermaye birikimini sağlamıştır (Doganer, 1999; lnsel, 2004). Bu tespitten kalkarak Türkiye’de devlet-ekonomi ilişkisi açısından çıkarmamız gereken sonuç, piyasa toplumunun bizzat devlet müdahalesi ve hatta devlet zoruyla kurulmaya başlanmış olmasıdır.
Sayfa 639·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
1980’lerde Türkiye’de neo-liberal yönetimin nüvelerinin oluştuğunu iddia etmemizi mümkün kılan temel olgu ‘piyasa’ ve ‘piyasa toplumu’ fikrinin Türkiye tarihinde hiç olmadığı kadar güçlü biçimde savunulmaya başlanmasıdır. Bu gelişme hiç kuşkusuz kendiliğinden olmadı. Piyasayı kurmak ve geliştirmek adına yapılan yasal, kurumsal ve kültürel müdahaleler bu dönemde çok arttı. Böylece Batı'da uygulananlara benzer taktik ve teknikler (girişim ve rekabet kültürünü yayma, özelleştirme, özerkleştirmeyle ilgili teknikler) gündeme geldi. Dolayısıyla bu dönemi piyasanın ve piyasa toplumunun altyapısının derinleştirildiği bir kuruluş dönemi olarak değerlendirmek gerekir. Batı’ya paralel olarak Türkiye’de neo-liberalizm siyasî yönetimin amacını, ‘refah yaratacak olan piyasa güçlerinin Önünün açılması’ olarak ortaya koymuştu. Bu dönemde üç temel anlamda ‘ekonomik yönetim’ fikrinin hayata geçirilmeye çalışıldığını görürüz. İlkin, siyasî yönetim, ekonominin doğal işleyiş ilkelerine saygılı ve uygun olmalıdır. İkinci olarak, siyasî yönetim piyasanın alanını genişletmek için gerekli yasal-kurumsal-kültürel müdahaleleri yapmalıdır. Nihayet siyasî yönetimin kendisinin de ekonominin ilkelerine uygun olarak, yani verimlilik temelinde yeniden düzenlenmesi gerekir. İlk anlamıyla ekonomik yönetim ilkesi ANAP’ın programında açıkça ifade edilmiştir. Nitekim, dış ticaret ve parayla ilgili İktisadî liberalleşme politikalarının hepsi bu ilkeye uygun olarak gerçekleştirilmiştir. Yönetimin kendisinin de piyasa ilkelerine göre düzenlenmesi adına, mevcut kamu bürokrasisinin çözülerek ikili bürokrasi oluşturulması, kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi ve kamu sektörünün özel sektörleşmesi gibi teknikler uygulanmıştır. 1980 sonrasında neo-liberal yönetim tekniklerinin gelişmesi açısından bir diğer önemli
Sayfa 638·Kitabı okudu
Artık elektrik,gaz bile özelleşti..
LDP'ye göre, Güvenlik dışında devletin hiçbir sosyal bir misyonu olmamalıdır: "Devlet harcadıkça harcamak, sağa sola para saçmak, israf etmek ve hortumlatmak için halkın tepesine çıkıp, sürekli 'ver' diyeceğine, 'hizmet ediyorum' palavrasını bir kenara bırakıp, asli görevlerine (iç güvenlik, ordu ve adalet) geri dönmeli, masraflarını kısmalı ve halkından çok daha az vergi talep etmelidir." Zaten asıl olan ne kadar harcarsa o kadar vergi toplayan devlet değil, ne kadar vergi geliri varsa o kadar harcama yapan bir devlettir. Özelleştirme ise LDP'nin en büyük gelir kaynağı olarak tanımlanmaktadır. Zaten LDP'nin "devlet eliyle halka hizmet amacı yoktur".
Sayfa 632·Kitabı okudu
Maalesef
Türkiye tarihinde, fikirler üzerine kurulan, uzun süre faaliyet gösteren ve bir gelenek veya ekol oluşturan entelektüel ilişki veya kuruluşlara rastlamak güçtür. Genellikle tek bir kişinin karizmatik özelliklerine bağlı olarak onun etrafında toplananların oluşturduğu fikir kulüpleri veya dergi çevreleri olagelmiş, ancak onunla ihtilaf, onun ölümü veya siyasî konjonktürün değişmesi gibi sebeplerle zaman içinde bu yapı ve ilişkiler sönmüştür. Prof. Dr. Atilla Yayla'nın uzun soluklu ve ısrarlı çabalarının, insanları bir araya getirmekle kalmayıp bir arada tutmayı da başaran karizmatik kişilik yapısının olmazsa olmaz bir belirleyiciliği vardır. Ancak LDT'nin temel özelliklerinden birisi, kuruluş ve işleyişte ne kadar belirleyici rolü olursa olsun, uzun vadede topluluğun kalıcılığını bir kişiye değil, bir fikri beraberliğe veya ilişkiye bağlayabilmiş olmasıdır.
Sayfa 628·Kitabı okudu
Liberal düşünce topluluğu için demiş..
Liberal bir "think tank" olarak, devletle organik ilişki içinde bulunan ve zenginliklerini devletin kendileri lehine uyguladığı kayırmacılığa borçlu olan büyük sermayenin ciddi bir maddi desteğini elde etmeye çalışmak yerine, bu sermayenin, "irticai sermaye/yeşil sermaye/anadolu sermayesi, vs." olarak adlandırılan girişimcileri, serbest piyasa sistemine ve hukuk devleti ilkesine aykırı biçimde devlet eliyle tasfiye ettirme çabasına karşı çıkması ve böylece reklam dahil onların desteğinden kendisini bilinçli biçimde mahkûm kılması veya milliyetçi hassasiyetlere açıkça aykırı olarak, yerli üreticinin korunması için "kalitesiz Çin malları"na karşı önlem alınmasını önerenlere Açık toplum'daki yazılarla muhalefet etmesi bunun örnekleri arasındadır. Aynı şekilde, çevreciliğin adeta yeni bir insanlık dini haline geldiği bir dönemde, çevre sorunlarının sıklıkla abartıldığına, çevreciliğin bir kült haline geldiğine ve bu akımı savunanların aslında devletin müdahale alanını genişletmek için çevre sorunlarını çoğu kez bahane ettiklerine ilişkin "marjinal" fikirler içeren kitaplarıyla beraber, devletin resmi ideolojisine ve ya toplumun egemen ahlak anlayışına aykırı kitaplarıyla da -tepki çekme pahasına- liberal teori içinde tutarlı kalmayı tercih ettiği görülmektedir.
Sayfa 624·Kitabı okudu