Millî Güvenlik Kurulu toplantılarını büyük ölçüde kontrol altına aldı; seçilmiş bilgiyle manipüle edilmesine izin vermedi; silahlı bürokratların dar anlam dünyasına mahkûm olmadı. Kendi kendini genelkurmay başkanı atayan bir generali emekli etti. Siyasîlerle Iraklı Kürtlerin Türkiye’ye göçü ve Körfez Savaşı konusunda ters düşen bir genelkurmay başkanını istifa etmek zorunda bıraktı. Türkiye, ne yazık ki Özal’dan beridir, genelkurmay başkanına emir verebilen bir siyasî otorite görememiştir. Özal’ın bürokratik vesayeti sarsması sadece silahlandırılmış bürokrasiyle sınırlı kalmamıştır. O, yargı bürokrasisine de el atmış ve buradaki devletçi kafayı geriletmeye çalışmıştır. Bunun en iyi göstergesi sanki üye atanmak için CHP zihniyetinde olmanın ön şart olduğu Anayasa Mahkemesine tarihinde ilk defa muhafazakâr üyeler seçmesidir. Bunun ne kadar önemli olduğunu anlamak için Özal’la halefini karşılaştırmak yeterlidir. Yıllarca DP'nin mirası üzerinde politika yapan ikbale kavuşan halef, Çankaya’ya çıkar çıkmaz siyasî tabanına sırtını çevirmiş ve bürokratik vesayet rejimine teslim olarak saadete ermiştir. Özal’ın halefinin Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı atamaların hemen hepsi, DP geleneğine düşman olanların sevineceği atamalar olmuştur. 28 Şubat sürecinde yaşanan olaylar Özal’ın yargı bürokrasisindeki tutuculuğu kırma çabalarının ne denli meşru ve haklı olduğunu tekrar tekrar kanıtlamıştır. Özal’ın bürokratik vesayet rejiminde açtığı bir diğer gedik, 28 Şubat’ta ipçe ortaya çıkmıştır. Özal, polis vazife ve selahiyetleri konusunda yapılan bir değişiklikle, polise istihbarat yapma görev ve yetkisini vermiştir.