Bilal kamiloğlu

Bilal kamiloğlu
Atilla yaylaya göre özal
Millî Güvenlik Kurulu toplantılarını büyük ölçüde kontrol altına aldı; seçilmiş bilgiyle manipüle edilmesine izin vermedi; silahlı bürokratların dar anlam dünyasına mahkûm olmadı. Kendi kendini genelkurmay başkanı atayan bir generali emekli etti. Siyasîlerle Iraklı Kürtlerin Türkiye’ye göçü ve Körfez Savaşı konusunda ters düşen bir genelkurmay başkanını istifa etmek zorunda bıraktı. Türkiye, ne yazık ki Özal’dan beridir, genelkurmay başkanına emir verebilen bir siyasî otorite görememiştir. Özal’ın bürokratik vesayeti sarsması sadece silahlandırılmış bürokrasiyle sınırlı kalmamıştır. O, yargı bürokrasisine de el atmış ve buradaki devletçi kafayı geriletmeye çalışmıştır. Bunun en iyi göstergesi sanki üye atanmak için CHP zihniyetinde olmanın ön şart olduğu Anayasa Mahkemesine tarihinde ilk defa muhafazakâr üyeler seçmesidir. Bunun ne kadar önemli olduğunu anlamak için Özal’la halefini karşılaştırmak yeterlidir. Yıllarca DP'nin mirası üzerinde politika yapan ikbale kavuşan halef, Çankaya’ya çıkar çıkmaz siyasî tabanına sırtını çevirmiş ve bürokratik vesayet rejimine teslim olarak saadete ermiştir. Özal’ın halefinin Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı atamaların hemen hepsi, DP geleneğine düşman olanların sevineceği atamalar olmuştur. 28 Şubat sürecinde yaşanan olaylar Özal’ın yargı bürokrasisindeki tutuculuğu kırma çabalarının ne denli meşru ve haklı olduğunu tekrar tekrar kanıtlamıştır. Özal’ın bürokratik vesayet rejiminde açtığı bir diğer gedik, 28 Şubat’ta ipçe ortaya çıkmıştır. Özal, polis vazife ve selahiyetleri konusunda yapılan bir değişiklikle, polise istihbarat yapma görev ve yetkisini vermiştir.
Sayfa 586·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Komünistlerin iktidarı ele geçirmesi halinde ilk yapacağı işin kız kardeşlerini öldürüp dağa çıkmak olduğunu yazan bir militan, komünizmin her şeyden önce geleneksel ahlaki değerler karşıtlığı ile özdeşleştirildiğini göstermektedir, (Kırcı 1998: 68). Kayseri’de Türkiye Öğretmenler Sendikası Genel Kurulu devam ederken, İmam Hatip Okulu île Türk Kültür Derneği önünde bombaların patlamasını gerekçe göstererek, önce toplantının yapıldığı sinema salonunu, daha sonra da sol yayınlar satan kitabevleriyle, TİP merkezini basan grubun, pavyonlara ve konsomatris kadınların kaldığı otellere yönelerek konsomatris bir kadını çırılçıplak soyup dolaştırmaları (Cumhuriyet, 9 Temmuz 1969) da taban düzeyinde komünizm karşıtlığının geleneksel değerleri muhafaza talebinden beslendiğinin bir diğer örneğini oluşturmaktadır. Böylece Batılılaştırma pratiğine yönelik tepkilerin nasıl kolayca sol karşıtlığına dönüştürülebildiğini daha iyi anlayabiliyoruz.
Sayfa 580·Kitabı okudu
Demirel'in "halk adamı" imgesi, mason olduğuna dair iddialarla zedelenmiştir. Mason olduğuna ilişkin iddiaları yalanlamak için, mason locasından alınma "üye değildir" yazılı bir kâğıdı genel başkan seçildiği AP kongresinde dağıttırmıştır, Mehmet Turgut'un (2000: 102) aktarımına göre Büyük Üstad Necdet Egeran böyle bir belge verdiği içir daha sonra locadan atılmıştır.
Sayfa 577·Kitabı okudu
Hepsi aynı...
Dış politikada Demirel ve AP, 1960'ların sonlarına dek, öncülü DP'den devraldığı, kuvvetli bir Sovyet/komünist tehdit algılamasına dayalı 'Amerikanperver' çizgiyi devam ettirmiştir. Bizzat Demirel, o dönemde gitgide gelişen anti-emperyalist muhalefet tarafından mümeyyiz vasfı olarak "Amerikancılık"la yakalanacağı bîr profil çizmekteydi. AP genel başkanlığına seçildiği kongrede ABD Başkanı Lyndon Johnson ile çekilmiş -fotoğraftaki başka kişiler rötuşlanarak özel buluşma izlenimi verilmiş-fotoğrafını delegelere dağıttırarak, ABD'nin tercih ve ilgisine mazhar birisi olduğu intibaını kendisi koz olarak kullanmıştı. Kısa süre mümessilliğini yaptığı Amerikan şirketinden mülhem olarak, siyasal taşlama dilinde "Morrison Süleyman" lâkabıyla anılmaktaydı.
Sayfa 576·Kitabı okudu
Daha neler olmuştur kimbilir...
Demirel'in oportünistliğini ileri sürenlerin güçlü bir dayanağı, onun vaadlerini/bağıtlarını yadsıdığını belgeleyen kendi sözleridir. Bunların şahikâsında, "dün dündür, bugün bugündür" sözü, Cumhuriyet Türkiyesi'nin en popüler ve dayanıklı siyasal deyimlerinden biri olmuştur: 1973 cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında Genelkurmay Başkanı Orgeneral Semih Sancar ile yaptığı gizli görüşmeyi inkâr eden Demirel, görüşmenin açığa çıkması üzerine, "dün başka bir gündü, bugün başka bir gün" demişti.
Sayfa 557·Kitabı okudu