Bilal kamiloğlu

Bilal kamiloğlu
Hepsi aynı...
Dış politikada Demirel ve AP, 1960'ların sonlarına dek, öncülü DP'den devraldığı, kuvvetli bir Sovyet/komünist tehdit algılamasına dayalı 'Amerikanperver' çizgiyi devam ettirmiştir. Bizzat Demirel, o dönemde gitgide gelişen anti-emperyalist muhalefet tarafından mümeyyiz vasfı olarak "Amerikancılık"la yakalanacağı bîr profil çizmekteydi. AP genel başkanlığına seçildiği kongrede ABD Başkanı Lyndon Johnson ile çekilmiş -fotoğraftaki başka kişiler rötuşlanarak özel buluşma izlenimi verilmiş-fotoğrafını delegelere dağıttırarak, ABD'nin tercih ve ilgisine mazhar birisi olduğu intibaını kendisi koz olarak kullanmıştı. Kısa süre mümessilliğini yaptığı Amerikan şirketinden mülhem olarak, siyasal taşlama dilinde "Morrison Süleyman" lâkabıyla anılmaktaydı.
Sayfa 576·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Daha neler olmuştur kimbilir...
Demirel'in oportünistliğini ileri sürenlerin güçlü bir dayanağı, onun vaadlerini/bağıtlarını yadsıdığını belgeleyen kendi sözleridir. Bunların şahikâsında, "dün dündür, bugün bugündür" sözü, Cumhuriyet Türkiyesi'nin en popüler ve dayanıklı siyasal deyimlerinden biri olmuştur: 1973 cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında Genelkurmay Başkanı Orgeneral Semih Sancar ile yaptığı gizli görüşmeyi inkâr eden Demirel, görüşmenin açığa çıkması üzerine, "dün başka bir gündü, bugün başka bir gün" demişti.
Sayfa 557·Kitabı okudu
Demirel dönemi
Partinin nispî olarak toleranslı çizgisinin sınırlılıkları ve kırılganlığı asıl olarak sosyalist hareket söz konusu olduğunda kendini göstermeye başlamıştır. Komünizm tarafından tehdit edilen Türk Devleti ve milletinin koruyucusu olma iddiasını giderek daha fazla vurgulayan AP, sosyalist düşünce ve politika pratiği üzerindeki sınırlamalar konusunda suskun olduğu gibi, sol içerikli herhangi bir fikri dile getirenleri - “ortanın solu Moskova yolu” sloganında da gözlemlendiği gibi— komünistlikle itham etmekten de kaçınmamıştır. AP’liler düşünce ve düşünceyi ifade etme hürriyetinin sınırlı olduğunu vurgulamışlardır. 1969 seçim beyannamesi, 1961 Anayasasının, “devletin temel düzenine karşı mücadeleyi kabul etmeyen ve siyasî mücadeleyi, ancak bu temel esaslarının çerçevesi içinde mümkün gören Anayasalardan bir tanesi” (AP 1969: 9) olduğunu belirtirken, 1973 seçim beyannamesinde, Türk anayasasının “Türk toplumunu komünizme veya faşizme götürmeye açık olmadığı,” “hürriyeti yok etme propagandası yapmak hürriyetini” tanımadığını belirtmekteydi.
Sayfa 553·Kitabı okudu
Nasıl liberal oluyor...
Demirel, "solcuların milliyetçi olamayacağını,” “Türkiye’deki anlamıyla solculuğun komünizmin önünü açmaktan başka bir işe yaramadığını” {AP 1977: 4, 6) belirtirken, milliyetçilik ile komünizm karşıtlığı arasındaki bağlantıyı güçlendirmeye gayret gösteriyordu. Komünizm karşıtlığı, DP'nin (ve CHP'nin) de öne çıkardığı bir özellikti ancak tehdit algısının artışına paralel olarak, AP’de anti-komünizm vurgusunun çok daha yüksek olduğu tartışılmaz bir vakıadır.
Sayfa 548·Kitabı okudu
Çok güzel bir değerlendirme.
Forum'a hâkim olan zihniyet ve dergide sergilenen fikirler için iki farklı açıdan değerlendirme yapmak mümkündür. Günümüz perspektifinden bakıldığında Forum'da egemen olan liberal anlayışın, liberalizmin genel bütünselliği içinde sorunlar barındırdığı söylenebilir. Öncelikle Forum yazarlarının tümü merkezî planlamaya dayanan ve devlet kontrolündeki bir ekonomik düzeni savunurlar. Neredeyse hepsi Anglosakson ekolünden gelen bu akademisyen yazarlar üzerinde Batı ülkelerinin savaş sonrası yaşanan ekonomik güçlükleri aşmak için tezlerine dört elle sarıldıkları Keynes'in fikirlerinin bir hayli etkili olduğu görülmektedir. Nitekim bu amaçla Atatürk döneminde "hızlı kalkınma" amacının aracı olarak yararlanılması düşünülen devletçilik ilkesi, Forumcular tarafından da vazgeçilmez görülür, Forum sütunlarında özel sektörü asla dışlamayan, ancak devletin hâkim ve belirleyici durumda olduğu bir ekonomik düzen idealize edilir ve devletin bu yapılanma içerisinde oynayacağı rolün sınırları çizilmeye çalışılır. Batılı örneklerine benzer şekilde bir planlama mekanizması aracılığıyla ekonomik sektörü yönetip yönlendirecek devletin oynayacağı bu rolün hiç de küçük olmadığı gerçektir. Ancak Forum yazarları bu anlayışın totaliter merkezî planlamadan farklı olacağının altını çizerler ve kimi zaman olumlu açıdan örnek vermek amacıyla kullansalar da Sovyetler Birliği'nin uyguladığı türden özel mülkiyeti dışlayan sosyalist tutuma karşı çıkarlar. Bunun yanında yazarlar, demokrasi ve özgürlük düşüncesine tam bir bağlılık sergilerken konu inkılâplara gelince yorumlar farklı bir mecraya girer. Forumcular, geri kalmış toplumun çağdaşlaşması ve "çağdaş uygarlık düzeyi"ne ulaşması için kaçınılmaz olarak gördükleri inkılâplardan taviz vermeme konusunda bir hayli duyarlıdır. Bu bağlamda Kemalist
Sayfa 539·Kitabı okudu