1950'lerin ikinci yarısında da, genel olarak yaygınlaşırken özellikle bürokraside, basında ve üniversitelerde zemin bulan muhalefeti, "kum kalabalık" olarak gördüğü halkın reyine değer vermemekle, "münevver istibdadı" eğiliminde olmakla suçlayacaktır (Menderes, 1992:VI-153>, Menderes'in, savunmacı -hatta kimilerince özürcü- bir tutum gösterdiği Yassıada duruşmalarındaki son konuşmasında dahi, vesayetçi-elitist bîr demokrasi anlayışıyla polemikle meşrulaştırmak istemiştir kendini:
"... bir memleketin Garplı manasında demokratik bir idareye kavuşabilmesi uzun ve çetin yollardan ve safhalardan geçmek ve şartların olgunlaşmasına bağlıdır. Zira bunun olgunlaşması için memlekette ortam ve iklimin birçok bakımlardan müsait hale gelmesi yani siyasî, sosyal, ekonomik ve kültürel şartların olgunlaşması ve hususiyle tatbikattan edinilen kötü tecrübelerin ananeler halinde olgunlaşması ve vicdanlarda yer etmesi zaruridir. Nitekim, Garbın ileri demokrasileri bütün bu yönlerden çok müsait şartlar altında ve ancak asırlar içinde bugünkü kemâle ermiş bulunuyor: Fakat derhal arzedeyim ki bu şartların kemâle ermemiş bulunması ve bilhassa bir memleketin tarihînden gelen türlü tesirlerin gayrı müsait oluşu o memleket İçin hiçbir suretle bir nakısa olarak görülemez"(akt. Asal, 2003: 254).