Bilal kamiloğlu

Bilal kamiloğlu
Liberal anlayışta, bireyin özgürlüğü en yüce değerdir ve bu özgürlük hem diğer bireylerden hem de devletten gelebilecek baskılara karşı korunmalıdır. Birey özgürlüğü ancak diğerlerine zarar verme ihtimali söz konusu olduğunda sınırlanabilir. Güç kullanma tekeline sahip bir kurum olarak devletin varlığının asli sebebi de budur. Liberalizme göre devlet, sınırlı bir devlet olmak zorunda olduğu gibi, yönetilenlerin rızasına da dayanmak durumundadır. Demokratik usullerle gelen çoğunlukların bile dokunamayacağı özgürlükler söz konusudur. Bireyler arasındaki eşitliği kanun önünde eşitlik olarak algılayan liberallere göre, sosyo-ekonomik veveya cinsler arası eşitsizlikleri azaltmaya yönelik kamusal müdahalelerden kaçınmak gerekir çünkü bu türlü müdahaleler kaçınılmaz olarak bazı bireylerin özgürlüklerinin sınırlanması anlamına geldiği gibi, çoğunlukla arzu edilen hedeflerden daha farklı (ve istenmeyen) sonuçlar yaratırlar. Mutlaka kamusal eylem gerekiyorsa, bu diğer bireylerin özgürlüklerine zarar vermemek idealini mümkün olduğunca korumak kaydıyla gerçekleştirilmelidir.
Sayfa 481·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Herkes kendi çıkarı peşinde
Islâmcıların, ilişki daha eskiye götürülebilirse de, özellikle cumhuriyet tecrübesi içerisinde liberalizme daha yakın durdukları ve hatta onunla ittifak içinde oldukları bilinen bir durumdur. Çağlar Keyder’in (1990: 97) 1950’li yıllar sonrasına yönelik çözümlemesinin de ortaya koyduğu gibi, ilgili dönemde mevcut bürokratik iktidara karşı muhalefet platformunun iki temel direği vardı. Bunlardan biri devlet müdahalesi karşısında pazarı savunan İktisadî özgürlük ve diğeri de militan laikliğin uygulamaları karşısında geleneği ön plana çıkaran din özgürlüğüdür. Fakat bu ittifakın, kanonik Kemalist söylemin iddia ettiği denli bütün bîr ’50’li yıllar sonrasını belirleyen, tarafların özdeş olduğu bir ittifak doğurmadığını da kabul etmek gerekmektedir, 1950li yıllar sonrası dönemde bürokrasinin kendi formunun dönüşümünün yanı sıra, din özgürlüğünü savunan tarafında, özellikle 1960’lı yılların sonlarıyla birlikte kendi kimliğini inşa eden ve adını 1980’Ierde İslamcılık olarak pekiştiren bir kimliğe doğru evrildiğini belirtmek gerekmektedir. Din özgürlüğünü savunan zümrenin kimlik inşasının tarihsel seyri, onların 1950 sonrasının geleneksel burjuvazisi ile olan yollarının da ayrılışının seyridir, İslamcılığın 1980’li yıllar ile birlikte kazandığı kimliğin tasavvurunda, 1950’li yıllardaki müttefiğin karakteri anlık devlet burjuvazisine dönüşmüştür. Bu durum, Keyder’in de dikkat çektiği sanayi burjuvazisi ile küçük burjuvazi arasındaki gerilimin bir uzantısı olarak da okunabilir. Devlet burjuvazisi aslında form değiştiren bürokrasi ile sanayi burjuvazinin ittifakı olarak ortaya çıkmıştır ve temsilini TÜSlAD’da bulur. Bunun karşısına ise 1980li yıllardaki yeni liberal rüzgar ile birlikte Anadolu’da yeni bir kapitalist birikim sürecini ifade eden ve MÜSÎAD’da somutlaşan sermaye
Sayfa 426·Kitabı okudu
Türk milliyetçiliğinin Osmanlı topraklarında Fransız Devrimi’nin etkisiyle gelişen milliyetçilik hareketlerine karşı yaratılmaya çalışan "Osmanlı milleti" projesinin iflasından sonra, bir tepki olarak ortaya çıktığı ve belki de İmparatorluğun unsurları arasında en son gelişen milliyetçilik hareketi olduğu fikri genelde kabul görür (Türköne, 2003: 189), Bu bağlamda Türk milliyetçiliği, Keyder'in ifadesiyle, 19. yüzyılın “geç kalmış” milliyetçilikleri arasında yer alır (Keyder, 2003: 73). Cumhuriyet ise bir millî devlet olma çabası içindedir ve bu amaçla hiç bitmeyecek bir inşa sürecine girişir. Kematizmin Altı Ok’undan birisinin milliyetçiliği işaret ettiğini hatırlayınca rejim açısından yurttaşların milliyetçi olmalarının veri kabul edildiği sonucuna ulaşabiliriz. Örneğin Millî Eğitim Temel Kanunu’ndan Yüksek Öğretim Kanunu’na dek eğitim sistemine ilişkin tüzel düzenlemelerin tamamı bu yönde hatırlatmalarla doludur. Zaten millî devlet olma idealiyle yola koyulan Cumhuriyetin İmparatorluktan devraldığı unsurları aynı potada eriterek millet kıvamına getirmek ve böylece homojen bir kitle yaratmak arayışı, halka millet oldukları fikrinin aşılanması yönünde ideolojik çaba harcanmasını gerektirir. Ancak resmî ideolojinin kimi zaman anayasa ya da yasalarda, kimi zaman ders kitaplarında, kimi zaman ise yaşamın pratiklerinde tasvir ettiği milliyetçilik, tıpkı resmî ideolojinin kendisi gibi eklektik ve pragmatik özellikler taşır; zamana ve konjonktüre göre değişkenlik gösterir.
Sayfa 401·Kitabı okudu
Devletle ilgili tartışmanın liberal bir dünya görüşünün sınırları içinde yürütülüp yürütülmediğini gösteren bir ölçütün varlığından söz edilebilir. Bu, keyfi müdahaleyi dışlayan bir ölçüttür. Kuralların ; toplumların olmazsa olmaz bir özelliğini oluşturduğunu söyleyebiliriz. Liberalizmin geliştiği tarihsel koşullar içinde, kapitalist mülkiyetin dokunulmazlığı, sözünü ettiğim temel ölçütün ifadesini bulduğu somut alanı oluşturuyor. Siyasî gücün alanını sınırlamaya yönelik olarak geliştirilen bir hukuk düzeni, özel mülkiyete dayalı bir piyasa düzeninin işleyişinin garantisi olarak ortaya çıkıyor.
Sayfa 385·Kitabı okudu
Nejat Eczacıbaşı devletçilik döneminin iki açıdan ülkeye büyük yararlar sağladığını belirtir: Yaşamsal nitelikteki birçok ürünün üretimi sağlanarak, İkinci Dünya Savaşı koşullarında halkın ihtiyaçlarının karşılanabilmesi ve uzman yetiştirmede “insan fideliği” görevi yapmaları (Eczacıbaşı, 1994: 44). Benzer görüşler Vehbi Koç tarafından da ileri sürülmektedir: KİT’Ier olmasaydı, 1939-1945 arasındaki İkinci Dünya Savaşı yılları bizim için inanılmayacak kadar zor geçerdi. O devrede sıkıntılar dayanılabilir olmuşsa (...) Devlet sektörünün eriştiği güç sayesindedir. (...) Şunu açıkça belirtmek istiyorum: KIT’ler ülkenin sanayileşmesinde kilit roller oynamışlardır. Özel sektör başlangıçta onlardan aldığı bilgi ve elemanlarla bugünkü hüviyetini kazanmıştır (Koç, 1987:101).
Sayfa 358·Kitabı okudu