📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Başgil'e göre liberal demokrasi, insanın hayvan ve eşya gibi başkasının amaçlarına bir vasıta ve alet değil mutlak amaç olduğu inanana dayanan, insanların toplum içinde birbirine bu esasa dayanarak davrandıkları, bu inancın, okulda, ailede, birey-devlet ilişkilerin de bütün toplumsal hayatta benimsendiği "müşterek bir hükümet ve idare rejimidir." Bu rejim birey, bireysel hak, hürriyet, teşebbüs ve gayret esasına dayanır. (...) Liberal demokraside toplum ancak "zaruret" halinde bireyin "varını hatta canını feda etmesini" ister.
Yalçın, Malta dönüşünde İstanbul'da yeniden gazeteciliğe başladı. Kısa zamanda da Ankara Hükümeti'ne muhalefeti ile tanındı. Takrir-i Sükûn Kanunu'ndan sonra Yalçın'ın Tanin gazetesi de 17 Nisan 1925 tarihinde kapatıldı. Cumhuriyet'in ilanına ve hilafet'in kaldırılmasına karşı tavır almış olan Yalçın, Ankara istiklâl Mahkemesi'nde yargılandı ve Çorum'da süresiz sürgün cezasına çarptırıldı. Yalçın henüz Çorum'dayken, bu kez de İzmir suikastı davasıyla ilgili görülerek, Ankara istiklâl Mahkemesi'nde yargılandı ve beraat etti. Yasa değişikliği ve (biraz da) siyasî uzlaşmanın sonucunda, Çorum sürgünlüğü sona erdi ve Yalçın yeniden İstanbul'a dönebildi. Ancak yazı hayatına devam edebilmesi siyasî bakımdan artık mümkün değildi.
Türkiye’de siyasal kültürün şekillenmesinde dinin önemli bir payı olduğu artık biliniyor. Gerçekten de, birey, devlet ve toplum kavramlarının anlaşılmasında ve bunlar arasındaki yatay ve dikey ilişkilerin belirlenmesinde dinin önemli bir yeri vardır. İslamın genellikle kolektivist toplum ve siyaset anlayışını savunduğu, bireyden çok toplumu Öne çıkardığı, isyandan çok itaati ve yasalara uymayı öncelediği şeklindeki yaygın kanaat, onun bireyi öne çıkaran liberalizmle bağdaşmadığı görüşüne de kaynaklık etmektedir.
Kantin kelimeleriyle ifade edersek, “babanın çocuklarına gösterdiği merhamet gibi, halka yönelik merhamet esasına dayanan bir yönetimde (imperium pateninle)...yönetilenler kendileri için gerçekten neyin faydalı neyin zararlı olduğunu ayırt edemeyen olgunlaşmamış çocuklar gibi tamamen pasifliğe itilecektir." Böylesi bir paternalizm, “tasavvur edilebilecek en büyük despotizmdir." Türkiye’de organik devlet anlayışını ve paternalizmi besleyen önemli bir kaynak da kolektivist kültürdür. Tarihsel ve kültürel nedenlerden dolayı, liberalizmin akıl sahibi, özgür ve özerk birey tipi bu topraklarda yeterince gelişmemiştir. Prens Sabahaddin’den bu yana liberaller, liberalleşmenin önündeki en önemli engel olarak bireyi hiçleştiren ya da metalaştıran bu cemaatçı (komüniteryan) yapıyı görmüşlerdir. Prens Sabahaddin, 1913 yılında yazdığı Türkiye Nasıl Kurtarılabilir adlı kitabında, bu temel tespiti şu şekilde dile getiriyordu: “Kamusal hayatı özel hayat üzerinde hâkim kılan cemaatçi yapıda yönetim şekli; mutlakiyet, meşrutiyet veya cumhuriyet şekillerinden hangisi olursa olsun sonuç daima aynı: siyasî zorbalık ve sosyal bayağılaşma!" Prens’e göre, toplumun doğal dengesinin gerçekleştirilmesi ve kurtuluşu “özel hayatımızın olması gereken sağlam statüde olması(yla), yani cemaatçi yapıdan bireyci yapıya geçmemizle sağlanabilir." Kısacası Türkiye’nin liberalleşme sürecinde kolektivizm ile bireycilik arasında bir sıkışmışlığı yaşadığı söylenebilir, Bireycilik, Türkiye'nin yüzünü Batıya dönmesinin (Batıcılığın) kaçınılmaz bir sonucu olarak ortaya çıkarken, kolektivizm ise Osmanlı’dan kalan kuvvetli bir kültürel miras olarak etkisini sürdürmektedir.