Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu ve müzakereleri, ikinci Dünya Savaşı'ndan sonra dünyada ortaya çıkan liberalleşme dalgası karşısında çok partili hayata ve liberal bir rejime geçmeye çalışan Türkiye'de, bu gelişmelerle bağdaşmayan 'illiberal' bir politika olarak dikkat çekicidir. CHP özellikle 1930'dan sonra, sınıfların ortaya çıkmasına yol açacak sanayileşme, şehirleşme ve toplumsal hareketlilik karşısında, ideolojik olarak sınıfsız bir toplum yaratma özlemi, ekonomide devletçi ve içe kapanmacı anti-liberal bir çizgiyi benimsediğinden bu sürece uyum sağlamakta zorluk çekmiştir. Kanunun müzakerelerinde yaşanan tartışmalar, CHP'deki mecburi koalisyonun dağılışına işaret etmektedir, esasen 1925'ten sonra CHP’nin toprak reformu meselesini gündemde tutması, bir nevi demokles kılıcıyla büyük ve orta ölçekli toprak sahiplerini hizaya getirme çabasıydı. Bu tehdit, bir yandan bu toprak sahiplerinin CHP'yi desteklemesini sağlarken, öte yandan bu desteğin kalıcılaşmasını engellemişti. Böylece CHP, 1950'den sonra DP'nin yaptığı tarım reformunu yaparak kendi tabanını teşkil eden koalisyonu tahkim etme ve genişletme fırsatını elden kaçırmıştı.