Kerim Birkan Demirel

Peygamber ﷺ yolculuğunda bir dağa çıktığında tekbir getirir, indiğinde ise tesbih edermiş. Çünkü insan yükseldiğinde içine bir miktar kibir gelebilir; bu sebeple Allah’ı tekbir etmek (O’nu yüceltmek) uygun olan. İnerken ise iniş bir tür aşağı doğru gidiştir; bu durumda da Allah’ı tesbih etmek (O’nu noksan sıfatlardan tenzih etmek) uygun olan.
Din /hadis
Reklam
Gülen Yapılanması Nurcu gruplar Risale-i Nur hareketini kişi değil eser-merkezli görürken, Gülen hareketi kişi kültü üzerine inşa edilmiştir. Geleneksel cemaat yapılarında olduğu üzere Nurcu gruplar da "müslümanların nereden ve kimden olursa olsun istifadesine taraftar olmak" düsturuyla hareket etmeyi benimserler, "Bu hizmeti ben yapayım, bu sevabı ben kaza-nayım" arzusunu dahi ihlasa aykırı görürler. Gülen hareketi ise merkezine hep kendisini yerleştirdiği hegemonik ve tekçi bir "hizmet" anlayışına sahiptir, nitekim zamanla "Hizmet" kelimesini dahi tekellerine alan bir isimlendirmeyi tercih et-mişlerdir. Risale-i Nur hareketinin süreç odaklı olmasına karşın, Gülen hareketi sonuç-odaklıdır; bu sebeple ilkinin "il-kesel" baktığı yerde, ikincisi "ilişkisel" bakarak "pozisyonel" bir tutum alabilmektedir. Ehl-i Sünnet'in ana çizgisi uyarınca Risale-i Nur'da "rüyayla amel edilmez" ilkesi, takip edilen bir temel ölçüdür. Gülen hareketinde ise iradeler "rüyalarla" bi-çimlendirilir ve yönlendirilir. Risale-i Nur'un "Dahilde kılıç çekilmez" ölçüsüne karşılık, Gülen hareketi nüfuz ettikleri ordu unsurları üzerinden silahsız sivillere kurşun ve bomba dahi atabilmiştir. "Mekke-i Mükerreme'de de olsam buraya (Türkiye'ye) gelirdim" diyen Bediüzzaman'a karşılık, Gülen Amerika'ya sözde "hicret" etmiştir. Geleneksel cemaat yapıla-rında olduğu üzere Risale-i Nur hareketi de aileyi merkeze al-maktadır; kişileri aileden koparmak değil, aile hukukunu mu-hafaza ederek bir iman hizmetinde bulunmak asıldır. Gülen hareketi ise hiyerarşiktir; "kült" sadakatini temin etmek için devşirdiği kişileri ya ailenin diğer fertlerini nesneleştirdiği bir ilişki biçimine sevketmekte, yahut ailesinden dahi koparmak-tadır. Ayrıca gerektiğinde "çıkar" evlilikleri yaptırmakta, "ev-lilik" ve "eş"i dahi örgütsel amaçlar
Felsefe ve Düşünce
"Gulen'e 'Nurcu demek sorunlu bir ifadedir. O kendine Nurcu demez, klasik Nur cemaatinde yer alan birçok kişi ve grup da onu Nurcu saymaz. Fethullah Gülen, klasik Nur cemaatinin içinden yetişti. Ancak, hem çok karalanmış olan 'Nurcu' sıfatından kur-tulmak, hem de kendi cemaatini oluşturmak için 'Nurcuyum' de-miyor, denmesini de istemiyor. Onun cemaati Bediüzzaman'ın eserleri kadar, Hocaefendi'nin kitaplarını ve diğer bazı kaynak-ları da okuyor. Çalışma biçimi, cemaat yapısı, hedefleri açısından "klasik Nurcular'dan farklı: Bir kere dindar olduğu kadar milliyetçi de... Kitaplar kadar ses ve video kasetleri de cemaat içi eğitimin bir parçası... Klasik Nurculukta hiyerarşi yoktur, Gülen cemaa-tinde ise var... Klasik Nurcular 'örgüt' değildir, Gülen ise gayet ör-gütlü... Klasik Nurculuk siyasetten uzak duran, muhalif bir hare-hettir. Gülen ise iktidarla, devletle içli dışlıdır... Klasik Nurculukta vurgu demokrasiyedir, Gülen ise devlete vurgu yapar... Eğer tek kelimeye indirgeyeceksek: Said Nursi bir filozoftu. Gülen ise bir siyasetçidir. Said Nursi, Kur'an'ı yorumluyor, hakikati arıyordu, Gülen ise bir düşünür değil; din alanında siyaset yapıyor. Yanlış anlamayın: 'Dini siyasete alet ediyor' demiyorum. Kendine bağlı dindarları sevk ve idare ediyor. 'Akıllı, tecrübeli, kurt' bir siyaset adamı gibi havayı kokluyor, fırsatları değerlendiriyor ve buna uygun kararlar alıyor. " Bediüzzaman Said Nursî Gülen Yapılanması
Felsefe ve Düşünce
EVLENECEĞİMİZ KİŞİYE GEÇMİŞTEKİ HATALARIMIZI ANLATMALI MIYIZ? Evlilikle alakalı bize yöneltilen sorulardan biri de budur. Tabi burada “geçmişteki hatalar”la kastedilen başta zina ve zinaya götüren flört tarzı ilişkilerden irtikâp edilen günahlardır. Hepimizin malumudur ki zinayı yasaklayan ilgili ayette “Zina etmeyin” değil de “Zinaya yaklaşmayın” buyurulmaktadır. Bu, zinaya götürme ihtimali bulunan; buluşma, baş başa kalma, dokunma, öpme vb. her türlü davranışın da zina kapsamında günah olduğu anlamına gelir. Nitekim Rasûlullah (s.a.s.) de bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur: “Hiç şüphe yok ki Allah, âdemoğlunun zinadan nasibini yazmıştır. Buna erişecektir. Gözlerin zinası bakmak, kulakların zinası dinlemek, dilin zinası konuşmak, elin zinası tutmak, ayağın zinası da yürümektir. Kalp heves eder, temenni eder. Tenasül uzvu bunu tasdik eder veya yalanlar.”[1] Ne yazık ki günümüzde kız erkek karışık devam eden özellikle lise ve üniversite eğitimi insanın karşı cinse en ilgi duyduğu zamanları ihtiva etmesi hasebiyle, zinayı ve zinaya götüren ilişkileri de son derece olağan hale getirmiştir. Hele de ailesinden uzak şehirlerde üniversite okuyan gençler arasında son derece talihsiz hatalar işlenmektedir. “Şeytanın sağdan yaklaşması” diye tabir ettiğimiz: “nasıl olsa evleneceğiz/ciddi düşünüyoruz” gibi saiklerle kurulan duygusal münasebetler çoğu kere dramlara sahne olmaktadır. Hal böyle olunca da birçok gencimiz gerçek manada evlilik yoluna bir hayli bagaj ve kabarık faturayla birlikte girebilmektedir. İşte bu noktada tereddütte kalanlar, vicdan azabı duyanlar veya “Acaba ilerde karşıma çıkar mı?” endişesi taşıyanlar bu geçmişi evleneceği kişiye açıp açmama noktasında sorular sormaktalar. Bu sebeple meseleyi gündemime almış oldum. Konuyla ilgili asrısaadetten
Din /hadis
Onu çıkarsız, hiçbir zorunluluk olmadan seviyorum. Nasıl sevdiğimi bilmiyor, sadece seviyorum. AYŞE KURT DEMİREL Fyodor Dostoyevski
Felsefe ve Düşünce