Kerim Birkan Demirel

Bu ahirzaman çok çalkalanıyor.. Bu fitne-i ahirzaman acib şeyler doğuracağını ihsas ediyor.
Din
Islam dünyasının ahir zamanda ortaya çıkmasını bekledi-ği kişinin (ya da kişilerin) başlıca görevi, imanın pekiştiril-mesidir. Bu yeniden canlanışı şekillendirecek olan manevi mesaj, yüzyıllardır oluşum halindedir. Nitekim, Halife Ali, Sirhindi (Imam Rabbani) ve Halid(-i Bağdadi), hep bu olu-şuma katkıda bulunmuş kişilerdir (Bu sıralamada özel ola-rak Şiilik vurgusu taşıyan bir yön bulunmamaktadır; Said Nursi'ye göre Şiiler, yanılgı içinde olmakla birlikte Islami-yet'in sinesine yeniden kazanılabilirlerdi). Bediüzzaman'ın kendisi de, bu zincirin bir başka halkası idi. Allah'ın seçtiği kişi ya da kişilerin ikinci görevi, şeriatı bir bütün olarak or-taya çıkarmaktır. Bu görev büyük ölçüde maddi güç ve ikti-dar gerektiriyordu ki, Nurcu hareket bunlara sahip olduğu-nu iddia edemezdi. Çünkü Nurcu hareket henüz programı-nın ilk aşaması üzerinde çalışmaya başlamıştı. Said Nursi yapıtı olan Risale-i Nur sayesinde Şiilerin, güçlerini Sünni-lerle birleştireceğine inanıyordu. Bediüzzaman, daha sonra-ki ikinci ve üçüncü adımları, belirsiz bir geleceğe bırakıyor-du. Said Nursi, takipçilerine, bütün bunların hayata geçiril-mesi için artık zamanın olgunlaştığı gibi yanlış bir sonuca varmamaları uyarısında bulunuyordu.
Felsefe ve Düşünce
Peygamber ﷺ yolculuğunda bir dağa çıktığında tekbir getirir, indiğinde ise tesbih edermiş. Çünkü insan yükseldiğinde içine bir miktar kibir gelebilir; bu sebeple Allah’ı tekbir etmek (O’nu yüceltmek) uygun olan. İnerken ise iniş bir tür aşağı doğru gidiştir; bu durumda da Allah’ı tesbih etmek (O’nu noksan sıfatlardan tenzih etmek) uygun olan.
Din /hadis
Nurcu hareket ilk kez 1920'li yıllarda Türkiye'nin batı-sında, Said Nursi'nin Cumhuriyet hükümeti tarafından ika-mete zorlandığı bir köyde şekillendi. Hareketin ilk takipçi-lerinin toplumsal özelliklerini belirlemek, bugünkü yandaş-larınınki gibi, güçtür. Nurculuk, geleneksel tarikat modeli çerçevesinde faaliyette bulunmayıp Kur'an'daki hakikati yaymada bir araç olduğunu öne sürdügünden, sınırları da karmaşıktır. Hakikati yayma görevine katılan herkes ipso facto yandaş sayılır. Herhangi bir katılış töreni ya da resmi örgütsel yapı yoktur. Bu nedenle, üyeler konusunda kesin sayı vermek olanaksızdır. Ancak, ilk kez 1920'lerde propa-ganda edilmeye başladığı düşünülürse, Bediüzzaman'ın ra-dikal görüşlerinin Türkiye'de geniş bir yandaş kitlesine ulaştığı açıktır.
Felsefe ve Düşünce
..kalbin bâtınına, başka muhabbetlerin girmesine meydan verme. Çünkü bâtın-ı kalp, âyine-i Samed'dir ve ona mahsustur. -Allahım! Bize Senin muhabbetini ve bizi Sana yaklaştıracak şeylerin muhabbetini nasip et!
Felsefe ve Düşünce