Etrafım İsmet Özet severler ile çevrili olduğu için zülf-ü yare dokunmaktan hep endişe ediyorum; düşündüğüm, konuştuğum, yazdığım her şeyde üstümden atamadığım bir otosansür ağırlığı var.
İstemsiz bir şekilde yukarıdaki hali tarif etme çalışmam; aslında bu kitabın benim açımdan incelemesi olacaktır. İsmet Özel iddia eder ki; kendisi herkesi ilgilendiren sorunları olabildiğince anlaşılmak arzusuyla kaleme alır. Ama kendisinin berrak olduğunu iddia ettiği çözümler anlaşılmaz ve yetersizdir (konu benim kabiliyetim ve kapasitemden kaynaklı olabilir; aksi gösterildiğinde kabul etmeye her zaman hazırımdır). Eğer birisi derse ki; İsmet Özel'in sağladığı taşları yerinden oynatmaktır ve bu vazifeyi gerçekleştirmiştir. Bu benim için anlaşılabilir olacaktır. En azından ilk cümlede ifade ettiğim gibi etrafımdaki İsmet Özel severler güzel, farklı ve iyi insanlardır.
İsmet Özel'in bu kitapta en çok üzerine titrediği konu şu gibi duruyor: "Neyi kaybettiğini hatırla". Farkındayım, kitabın adını tırnak işaretleri içinde yazınca bir şey demiş olmuyorum. Biraz açmaya çalışalım. İsmet Özel, Müslümanlar (kendisi burada cümleye "insanlar" olarak başlamam gerektiğini iddia edebilir) maalesef kayıptadılar ve hatta neyi kaybettiklerinin farkında olmadıkları içinde hüsrandadırlar ve hüsranda olmaları devam edecektir. Eğer kaybettikleri şeyi tarif edebilseler, eksikleri tamamlamak için bir çaba gösterebileceklerdir. Çok çiğ bir örnek olarak, Müslümanlar ezan'ı kaybettiklerini biliyorlardı, mücadele ettiler ve geri kazandılar. Ama Müslüman bir fert olma bilincini kaybettiler, uyutuldular, herhangi bir şey yapmıyorlar.
Peki, diyelim ki üç-beş kişi bulundu. Kaybımızı anımsadık ve bir şeyler yapmamız lazım. Ne yapalım? El-cevap sistemin dışına çıkın ve sistemi inkar edin. Nasıl? El-cevap, pratik