Bir ziraatçi olarak toprağın doğası ve annenin doğası arasında aslında çok fark olduğunu düşünüyorum. Toprak emek verilmeden verim vermez. Sürülmeli, ekilmeli, biçilmeli... Yani aslında toprak bir anneden çok çocuk gibidir. Ona toprak ana denmesi garibime gitmiştir hep o yüzden.
Doğayla uğraşmak hiç bitmeyen sürekli değişen dönüşen bir maceradır. Bu kitapta da çıkan savaş sonucunda tarımın başına geçen bir kadının hikayesi anlatılıyor. Bu süreçte yaşanan zorluklar, kayıplar, verilen emek ve mücadele. Kadınlar için şöyle bir gerçek vardır bizim gibi ataerkil toplumlarda. Bir kız çocuğu belli bir yaştan sonra dışarıdaki hayattan elini eteğini çeker. Ancak savaş gibi mecburi durumlarda toplumdaki yerini yeniden alır. Bunu görmek gurur verdi bana. Nerde güçlü bir kadın görse göğsü kabarangillerdenim :)
Beni en çok etkileyen şeylerden biri kayınvalide ve gelin arasındaki o güçlü bağ. Bir annenin affediciliği, sahiplenmesi. İnsanı hem üzen hem de umut veren bir tarafı var bu kitabın.