Hasan emre Alp

GÜNEŞ ÜLKESİ (TOMMASO CAMPANELLA)
8/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2021 42. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 02 Mayıs 2021 18:14
Şehrin yapısından başlamak gerekirse tepelerin ortasında 7 daire şeklinde surla örülmüş bir şehirdeyiz güneş ülkesinde. Duvarlar hayvanlardan, bitkilere ve cografya bilgisine kadar türlü türlü bilgilerle dolu ve çocuklara bu kısımlar dolaştırılarak egitim veriliyor. Sur kullanım amacının dışına çıkarılmış ve sadece savunma amacıyla boş boş durmaktansa hem şehri savunmaya yardımcı olup hem de egitim amacıyla kullanılmıştır. Bi nevi boş duvarları değerlendirmişler. Güneş Ülkesi’nin yönetimsel başarısı gücünü üç temel ilkeden alır. Bunlar Güç, Bilgelik ve Sevgidir. Her ilkenin bir lideri ve bu liderlerin üstünde güneş adında rahip kralları var. Güneş Ülkesinde aile bagları toplumun tamamında yok edilmiş durumdadır. İnsanlar birbirlerine kardeş diye hitap ederken 22 yaşından büyük herkese baba 22 yaşından küçük herkese ise oğul deniyor. Bu ülkede giyim tek tiptir üretilen kıyafeti devlet dagıtıyor ve tüm insanlar aynı kıyafetleri giyiyor. Özel mülkiyetin, insanların eş ve çocuklarıyla beraber aynı evde yaşamalarından dolayı çıktığını düşünüyorlar. İnsan çocuguna zenginlik ve saygınlık kazandırmak için ugraşır ya da miras bırakmak için gücünü kullanır. Bu tarz şeyler bencillikten dolayı ortaya çıktığından evrensel sevgi için bunun ortadan kaldırılması gerektigini düşünmüş campanella. İnsanların yaptıkları işin maddi geri dönüşünden çok bi başkası için yaptığı iyilikler saygınlıgını artırıyor bu toplumda. Maddi geri dönüşe göre değil de herkes kendi yeteneğine göre çalıştırılıyor. Bu toplumda kimse boş gezmiyor sadece savaş zamanında büyük başarılar kazanan insanlara çalışmama fırsatı veriliyor ancak bu kişilerde boş durmaya alışkın olmadıkları için başka insanların işlerine yardım ediyor. Campanella ırk ıslahı için zayıf erkek ile şişman kadını, zeki erkek ile güzel
Ütopya
Güneş ÜlkesiTommaso Campanella · Say Yayınları · 20184,667 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
8/10
·244 syf.··
Beğendi
·
2020 34. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 05 Aralık 2020 17:25
Kitabın Yevgeni Zamyatin kaleme aldıktan ancak 68 yıl sonra kendi ülkesinde yayınlanabilmiş olmasından, eleştirilerinin odak noktasının ne olduğu anlaşılabiliyor aslında. Bireyselliğin yok edildiği “BİZ” algısının oluşturulduğu bu Distopyada ; Sevişmek, çalışmak, uyumak, dışarıya çıkmak, sosyalleşmek (tabi buna sosyalleşme denebilirse) her şey devlet kontrolünde. Devlet izin verirse eğer yani pembe bilet verirse o kişiyle cinsel ilişkiye girebildiğimiz bu toplum aslında çok da farklı gelmiyor bana. Bizim toplumumuzda da erkekler için olmasa bile kadınların devletten izinsiz (Resmi Nikâhsız) birileriyle sevişmesi farklı olmak, hasta olmak veya kuralların dışına çıkmak olarak nitelendiriliyor. İnsan özgür olmazsa, düşünmezse 24 saat boyunca takvime uyup ondan istenen şeyleri yaparsa o zaman bu insana “BİZ” mutlu diyebiliriz. Bu Distopya da aşkı devrimin temeline koyuyoruz. Aşk insana yapmamasını düşündüğü, uyması gereken kuralların tam tersini yaptırabilir. Bu Distopya da insanlar dönen bir çarkın dişlileri gibi, duygu olmadan sadece yapmaları gerekeni yapmalılar ki toplum ilerleyişini devam ettirebilsin. Bununla beraber özgürlüğüne kavuşamayan insanda mutlu olmaya devam eder. D-503' ün cam fanustan çıktığı zaman güneşi görüşünü platonun mağara alegorisine benzetiyorum. I-330' a duyduğu aşkı mağara alegorisindeki hareket ettirici şey olarak alırsak, D-503'ün I-330'a karşı duyduğu merak onun gerçek olana ulaşmasını sağlamıştır. Ve sonrasında R-13'ü kurtarmaya çalışması “BİZ” toplumunun dışına çıkarmaya çalışması, gerçek bilgiye(İyi İdeasına) ulaşan filozofun mağaraya diğer insanları da kurtarmak için dönüşünü anımsatıyor. Devlet yönetiminin başına geçecek kişinin seçimle gelmesi ve seçilecek kişinin belirsizliğinin saçma olduğunu, toplumun ilerleyişinin şansa
Distopya
BizYevgeni İvanoviç Zamyatin · Aylak Adam Yayınları · 201611,9bin okunma
9/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2021 1. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 02 Ocak 2021 01:44
William Morris doğayla iç içe, eşitlikçi, devletsiz bir toplum için pazara karşı açılmış savaşın içine soktu beni Trafalgar meydanında kurşuna dizilenlerden birisiymişim gibi hissettim, zaferin ardından gelen güzellikleri. Aşk hakkında olan kısımda evli çiftlerin ayrılışı aşamasında olan kavgaların çoğunun aslında özel mülkiyetten kaynaklandığını. Veya resmi olarak evlenmenin en büyük sebebinin özel mülkiyet oluşuna katılıyorum. İnsanlar aşktan, sevgiden çok farkında olmasalar bile mülkiyete takılıyorlar. Gücün halkın kendisine verilmiş gibi gösterilmesi yerine gerçekten halka verilmesi, insanların maddi olarak getirisine bakmadan sadece sevdikleri şeylerle ilgilenmesi çok güzel ancak kitapta aklımı en çok kurcalayan soru hırsı olmayan bir toplumun kendisini çöküşe götürecek olmasıydı. Ama biraz düşününce mesela normalde evden çıkmayı pek sevmeyen insanlar bile kısıtlamalar oldukça aslında dışarıya çıkmak istediklerini fark ettiler. Aslında onların sevmediği şey evin dışı değildi çıkmalarını gerektiren zorunluluklardı. Toplumda yapmamız gereken şeyler bize dayatılmazsa eğer belli bir süre için hiçbir şey yapmadan yaşamımızı devam ettirebiliriz ancak daha sonrasında sıkılmaya başlar ve zevk aldığımız şeylere yönelmeye başlarız bunlar bizim “İş” olarak nitelendirdiğimiz şeyler oluyor çoğu zaman. Yaşadığımız bu dönemde maddi gelir sağlayan her şeyi iş olarak görüyor insanlar. Yani resim yapmak bile olsa veya meyve yetiştirmek yani bizim “İş” olarak nitelendirdiğimiz şey zevk aldığımız bir hobiden fazlası olmayacak böyle bir ütopik düzende. Bununla beraber daha çok nasıl üretirim yerine daha güzelini nasıl üretirim olacak tek düşüncemiz. Adalet konusunda insanın cezalandırıldıktan sonra mesela birisini öldürdüm ve hapis cezasına çarptırıldım. İnsan cezasını çektikten sonra
Ütopya
Hiçbir Yerden HaberlerWilliam Morris · Say Yayınları · 2011286 okunma
José Saramago GÖRMEK
9/10
·324 syf.··
Beğendi
·
2020 36. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 10 Aralık 2020 20:39
SPOİLER!! Görmek bir insanın başına nasıl bir bela açabilir? Eğer ki herkes körken görebiliyorsan bunun suçlusu sadece sensindir. Toplumdan farklı olan hiç zorlanmadan tüm toplumun nefretini üzerine çekebilir. Jose Saramago bize normal gelen, bazen farkında bile olmadığımız şeyleri göstermekte çok başarılıydı bu kitabında. Seçim günü tepkilerini göstermek için boş oy atan insanlar Hasta veya Sapkınmış gibi gösteriliyor. İnsanların düşüncesinin veya isteğinin hiçbir önemi yok topluma seçenekler sunuluyor bunları seçmek yerine farklı bir seçenek olmasını istediklerini “Boş oy” atarak göstermelerine rağmen düzen bozmaktan başka hiçbir şey yapmıyorlarmış gibi geliyor siyasi kesimdeki insanlara. Bazı insanlar var mesela bilinmeyen bu şehrin belediye başkanı yanlış olana karşı savaşmak yerine tüm sorumluluklarından vazgeçerek mağarasına dönüyor. Kötü olmaktan ne farkı var bunun? Kötü olanın önündeki engeli kaldırmanın kötü olmaktan bir farkı olabilir mi? “Kimi durumlar vardır ki hüküm suçtan önce yazılmıştır.” syf.216 Güçlüye karşı çıkanın en baştan cezası bellidir sadece suçu yaratmak kalır. Doktorun eşinin suçu görmekti. Tek suçu herkesin yakalandığı hastalığa yakalanmamaktı. Farklı olması günah keçisi yapılmasını kolaylaştırdı. Kitabın finalinde İçişleri bakanının sırf gücü elinde tutabilmek için kanunu, insan canını görmezden gelmesinin cezasını çekerek tüm gücünü kaybetmesi güzeldi ancak daha güzel bir final olabilirdi.
Edebiyat
GörmekJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 202222,8bin okunma
10/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2020 35. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 08 Aralık 2020 01:23
Amok daha çok Malezya ve Filipinler'de görülen ilginç bir rahatsızlıktır. Bir anda eline geçirdiği silahla koşarak önüne çıkan her şeyi öldürmeye başlayan Amok koşucusunu görenler onun yolundan uzaklaşmaya çalışırlar. Amok koşucusu yorgunluktan bayılana kadar veya birisi onu vurana kadar koşmaya devam eder. Aslında her insan hayatının herhangi bir döneminde Amok koşucusu olmuştur. Mesela olmamanız gereken birisine âşık olmuşsunuzdur, gözünüz çevredeki hiçbir şeyi görmez sadece ona doğru koşarsınız yorgunluktan bayılana kadar, veyahut aşkınız bitene kadar. Kumar masasına oturmuşsunuzdur kazanmak dışında hiçbir şeyi görmemiştir gözünüz, kazanana kadar veya düşüp bayılana (paranız bitene) kadar devam etmişsinizdir. Hiç olmadı bebekken acıkmışsınızdır, sadece süte odaklanmışsınızdır karnınız doyana kadar koşmaya(ağlamaya) devam etmişsinizdir ya da düşüp bayılana kadar. Her insan aslında Amok hastalığına yakalanmıştır farklı tarzlarda. Kitaptaki doktorumuzda hastasına yardım etmeyi ve sırrını saklamayı o kadar hayatının merkezine koyuyor ki sonunda ölümüne sebep olacak “Amok” deliliğine yakalanmış olarak buluyor kendisini. 70 sayfalık kısa fakat bir o kadar da uzun bir serüven, Geç kalmadan okumalısınız...
Edebiyat
Amok KoşucusuStefan Zweig · Girdap Yayınları · 2020134,6bin okunma