Kitabın Yevgeni Zamyatin kaleme aldıktan ancak 68 yıl sonra kendi ülkesinde yayınlanabilmiş olmasından, eleştirilerinin odak noktasının ne olduğu anlaşılabiliyor aslında. Bireyselliğin yok edildiği “BİZ” algısının oluşturulduğu bu Distopyada ; Sevişmek, çalışmak, uyumak, dışarıya çıkmak, sosyalleşmek (tabi buna sosyalleşme denebilirse) her şey devlet kontrolünde. Devlet izin verirse eğer yani pembe bilet verirse o kişiyle cinsel ilişkiye girebildiğimiz bu toplum aslında çok da farklı gelmiyor bana. Bizim toplumumuzda da erkekler için olmasa bile kadınların devletten izinsiz (Resmi Nikâhsız) birileriyle sevişmesi farklı olmak, hasta olmak veya kuralların dışına çıkmak olarak nitelendiriliyor. İnsan özgür olmazsa, düşünmezse 24 saat boyunca takvime uyup ondan istenen şeyleri yaparsa o zaman bu insana “BİZ” mutlu diyebiliriz. Bu Distopya da aşkı devrimin temeline koyuyoruz. Aşk insana yapmamasını düşündüğü, uyması gereken kuralların tam tersini yaptırabilir. Bu Distopya da insanlar dönen bir çarkın dişlileri gibi, duygu olmadan sadece yapmaları gerekeni yapmalılar ki toplum ilerleyişini devam ettirebilsin. Bununla beraber özgürlüğüne kavuşamayan insanda mutlu olmaya devam eder. D-503' ün cam fanustan çıktığı zaman güneşi görüşünü platonun mağara alegorisine benzetiyorum. I-330' a duyduğu aşkı mağara alegorisindeki hareket ettirici şey olarak alırsak, D-503'ün I-330'a karşı duyduğu merak onun gerçek olana ulaşmasını sağlamıştır. Ve sonrasında R-13'ü kurtarmaya çalışması “BİZ” toplumunun dışına çıkarmaya çalışması, gerçek bilgiye(İyi İdeasına) ulaşan filozofun mağaraya diğer insanları da kurtarmak için dönüşünü anımsatıyor. Devlet yönetiminin başına geçecek kişinin seçimle gelmesi ve seçilecek kişinin belirsizliğinin saçma olduğunu, toplumun ilerleyişinin şansa