Yazarın, özellikle Platon'un "Devlet" ve Thomas More'un "Utopia" eserlerinden etkilenerek yazdığı, 1602'de yayımlanan, kısa, ütopik bir hikaye. Eserde bir denizcinin, bir rahib'e anlattıklarından "Güneş Ülkesi"nin nasıl bir yer olduğunu, toplumsal, dini, askeri, siyasi yapısını öğreniyoruz. Yazar hayalindeki kenti ve toplumu denizcinin söyledikleri üzerinden açıklıyor okurlara. Eser birçok konuda eleştirilebilir, ben aklımdakilerden birini paylaşayım: Kitabın son kısmında, şöyle deniliyor, "Güneş Ülkeliler, Aristoteles'in yeminli düşmanıdırlar, onu bir ukala olarak görürler." Gelgelelim bu ütopik ülkenin filozof bir kralı var ve adı "Metafizikçi", Aristoteles ise metafizik kavramının tarihteki babası sayılır, hal böyle iken yani yaratılan ütopyadaki filozof kralın adını koyan kişi Aristoteles iken, Aristoteles'e ukala demek ukalaca bir ifadedir, hadsizliktir, Aristo'yu yedirmeyiz :)
Bir konuyu daha eleştireyim, Thomas More'un birçok fikrini bu eserde paylaşan yazarın, aslında "Utopia"daki insan hayatıyla ilgili esas önemli vurgulamaları anlamadığını düşünüyorum ya da işine gelmiyor. "Utopia"da Thomas More şöyle der "insan savaştan önce barışa önem vermeli, barış üstüne kafa yormalıdır" ve "savaşta kazanılan şeref şerefsizliğin ta kendisi sayılır", Güneş Ülkesinde savaşanlar madalyalara boğuluyor, onurlandırılıyor, şereflendiriliyor. Ayrıca Thomas More'un idama karşı çıkan, cezanın suçluyu tekrar topluma kazandırmaya yönelik verilmesini savunan görüşleri vardır. Güneş ülkesinde ise şöyle bir durum var; "hükümlünün taşa tutularak öldürülmesi veya yakılması olaylarına tüm halk katılır, buna hızlı ölüm denir." Önerilerinin çoğunu Thomas More'dan alan yazar, keşke insan hayatıyla ilgili bu önemli konurı da es geçmeseydi.
Eseri çok beğendiğimi söyleyemem, fakat şunu