Berf

Berf
@Boketto_
Bankacıgillerden
Cizre
Cizre, 4 Haziran 1992
336 okur puanı
Ekim 2016 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
10/10
·77 syf.·
2017 10. kitabı
İnsanlar bu hayata bir şey için gelmişler. O şeyi keşfederlerse o şeyde en iyisi olabilirler. Bize bunu en iyi öğreten Mirko Czentovic’tir. Kimsenin sallamadığı, hatta sallamaya bile tenezzül etmedikleri kişi… Bütün ihtiyacı, bütün dürtüsü, bütün hayatı satranç. Mirko Czentovic, o şeyi keşfetmiş, o şey Satranç. Bazen gururlanması, kendini en büyük görmesi de güzel olmuş. Çünkü, ‘’el elden üstündür’’ atasözünü en yüksek perdeden bize yansıtmış oluyor… Haliyle insan diyor ki bu adam kadar iyi bir satranç oynayan biri çıkacak da nasıl çıkacak? Hop diye düşmez. İşte muhteşem bir öykü de böyle Dr. B. ile düşüyor, heyecan durukta… Behçet Necatigil iyi bir şairin beslenmesi gereken kaynaklardan bahsederken şöyle der: “Bence şair, şiir hayatı boyunca üç burçtan geçiyor: gurbet, hasret ve hikmet… Nedense satranç ruhunu benimserken bu özdeyiş geldi aklıma… Bu özdeyişi satranç için çevirebiliriz, çok da isabetli olur… Bu minvalde bu özdeyişe en çok uyan şahıs sanırım Dr. B.dir. Satranç üstadı olması için aklını kaybetmesi gerekiyordu. Satranç üstadı olabilmesi için sessiz, ağır bir psikolojik bedel ödemesi gerekiyormuş… Kaybedilen ne kadar çok ise tecrübe o kadar büyük oluyormuş.. Mesela bazen bu akıl dahi olabiliyor. Haa bir de Mc Connor var. Milyonların değersizleştiği, hem de bir köylünün pençesinde. Milyonların var diye övünme Sayın, Mc Connor, satın alamazsın yeteneği. Bence burada da paranın yetenekleri satın alamayacağını apaçık göstermiştir… Diğer kitapların yavan öyküleriyle iki yüz üç yüz sayfayı bize cehennem gibi yaşatmaları… Ne acı.. Bu kitabın konusu iyi ki Stefan’nın kalemine düşmüş, uzatmadan, sıkmadan, akıcı, duru bir anlatım ile bitirmiş -dedim kendi kendime-. İyi ki sayfa meraklısı olan başka yazarların eline düşmedi… Betimlemeler, psikolojik tahliller,
SatrançStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020279,1bin okunma
Reklam
7/10
·208 syf.·
2017 6. kitabı
"Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra." Bu kitap bir insan gibi ama sırlarını saklamayan bir insan.. Bütün sırları ortada. Güzel bir insan fotoğrafı.. J.D. Salinger, insanlardan kaçan, yalnızlığı seven biri. New York’ta doğup New York’ta ölmüştür. Kalabalık olan şehirden bunalmıştır. Ki kalabalık şehirler derin yalnızlıklardır. Yabancı kalmaktır. Hasret duymaktır. New York’tan bu yüzden kaçmaz mı? Ve İlgiden.. Öykülerinden biri ‘’Muz Balığı İçin Mükemmel Bir Gün’’ ben şöyle düşündüm: Muz, tropikal iklimi sever, yani yağmuru yani doğayı. Balık, denizde yaşar, su, hayat ve mavilik. Balık ne kadar farkında olmasa da insan farkındadır, Salinger farkındadır.. Mükemmel Bir Gün, günün mükemmeliyeti nasıl olur? Mavi bir denizde mi, yeşil bir doğada mı? New York ve ‘’ Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim..’’ Kaçma isteği yok mu? Var.. Yazarı böyle tanıyorum. Belki de kendimi.. Kitap, Türkiye’de ‘’Gönülçelen’’ olarak tanınır Yapı Kredi Yayınlarına kadar ve nihayet ‘’Çavdar Tarlasında Çocuklar’’… Salinger: ‘’Çocukluğum o kitaptaki oğlanınkine çok benzer geçti... İnsanlara bundan bahsetmek büyük bir ferahlama getirdi.’’ Zaman aynasından geriye dönüp baktığımızda insan özlem duyarak geriye bakmaz mı? Birkaç kelam dökülmez mi? Kim bilir, belki de bir kitap.. Romanda yer yer kendinden izler vermektedir. Bu romanı kendini ele vermeden başka nasıl yazabilirdi ki? Ya da yaşamadığın bir şeyi.. Kitap, güncel dili kullanıyor, sokak aralarında, izmarit altında, ciddi mekânlarda kısacası hayatın her alanında konuşulan konuşma diliyle yazılmış ve samimi geliyor. Mizah yönü de yok değil, hem de fazladan var.. Salinger’in ruh dünyasını anladığın zaman roman daha bir başka oluyor. ‘’Tanıştığıma hiç memnun olmadığım kimselere,
Çavdar Tarlasında ÇocuklarJ. D. Salinger · Yapı Kredi Yayınları · 202171,1bin okunma
9/10
·126 syf.·
2017 4. kitabı
‘’O kadar çok kendimle uğraşıyorum, yüreğimde öyle fırtınalar kopuyor ki, diğer insanları kendi hallerinde bırakmayı yeğliyorum; keşke beni de kendi halime bıraksalar..’’ Goethe, romantizmin en güçlü kalemlerinden. Romantizm, sadece romantizm değildir. Sadece kendi ruh dünyasına kapılmak değildir. İnsanların dertleriyle de ilgilenmektir. Yanlışları söylemektir. Doğruyu haykırmaktır. Goethe, dostu Wilhelm’e mektuplar yazarken sadece kendi dünyasına eğilmiyor. İnsanların bakış ve görüş açılarına da bakıyor. Dar dünyalarına, dar ufuklarına karşı yakınıyor. Aşk ve doğa kitaba hâkim. Biraz daha derine indiğimizde bambaşka bir dünya bizi karşılıyor. Kibir, kıskançlık, yetinmezlik, küçük dünyaların küçük dertleri, anlayışsızlık, makam ve mevki kavgası.. Yani yüzyılımızın değil insanlık tarihinin sorunlarına bir aşk yazarken bir mektupta yakınırken dile getiriyor. Aslında ne kadar realist olsak, ne kadar realizmi savunsak, hepimiz birer romantiğiz. Hepimiz aşkın önünde diz çökecek kadar güçsüzüz. Biz aşkın önünde diz çökerken gözlerimiz ve algımız kapalı değil. İnsanların ve insanlığın sorunlarını diz çökerken tam dibimizde buluyoruz. Goethe, bunu başarılı bir anlatımla sergilemiştir. Werther: Ressam ve gezgin bir filozof. Gezginliği kafasına göre yapmayan biri. Ya insanların tutum ve davranışlarına ya katlanacak ya da gitmeyi seçecek. Werther, gitmeyi seçer ve böylece bir gezgin olur. Ama nereye gitse hep aynı kavgalar ve hep aynı çekilmez insanlar. ‘’Her yerdeki gibiler! İnsan soyu bir kalıptan çıkmadır.’’ Werther, Lotte’yi bulur kendini kaybeder. Hatıralar, hatıralara karşı duyduğu derin hisler, derin hisleri depreştiren Lotte. Ve günden güne eriyip kaybolan kendisi. İçinden mektuplara düşen ahhlar..’’Böyle mi olmalıydı: İnsanın mutluluğu aynı zamanda kederinin kaynağı mı
Genç Werther'in AcılarıJohann Wolfgang Von Goethe · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024149,9bin okunma
10/10
·218 syf.·
2017 3. kitabı
St. Petersburg'ta yaşayan genç ve yalnız bir adam, bir gün kendisi gibi yalnız olan bir kadınla karşılaşır. Birbirleriyle tüm hayallerini ve iç dünyalarını paylaşan ikili St. Petersburg'un sokaklarında dört beyaz gece geçirirler. Yaz gelince tüm Petersburg sokakları boşalır. Bu durum kahramanımızı çok yalnızlaştırır. Sürekli Petersburg sokaklarında bir başına gezer. Yine bir gün böyle gezerken şehrin dışına çıktığını fark eder. Dalgınlık, yalnızlık ve arkadaşsızlık onu sokak sokak gezdirir geceleri. Nastenka, kahramanımızın hikâyesini dinlemeden önce ona, kendisine âşık olmamasını söyler. Âşık olduğu takdirde arkadaş olamayacaklarını belirtir. Kahramanımız bu şartı kabul eder ve hikâyesini anlatır. Her şeyi doğruca anlatır. Petersburg’da tek başına yaşadığını, kimsesinin olmadığını, sürekli hayal kurduğunu, hiçbir arkadaşının olmadığını söyler. Nastenka kahramanımızın içinde bulunduğu durumu anlayınca onu asla bırakmayacağını söyler ve kendi hikâyesini anlatmaya başlar. Nastenka’nın hikâyesi de kahramanımızınkinden pek farklı değildir. Annesi ve babası küçük yaşta vefat etmiştir. Kör bir ninesi vardır ve onunla beraber yaşamaktadır. Eskiden yaptığı bir yaramazlık yüzünden ninesi onu kendi elbisesine iğneleyerek yanından ayrılmasını engellemektedir. Bu yüzden Nastenka yalnızlığa mahkûm olmuştur. Böyle başlar Beyaz Geceler… Kelimelerine, sesine, gözlerine bakıp da ismi sormayı unutmak.. ‘’Harika eğer bir seferinde Çin Şehzadesi ile evlendiyseniz demek beni kesinlikle anlarsınız yani dinleyin ama bağışlayın adınızı söylemediniz daha nihayet ne kadar erken hatırladınız! Ah tanrım tabi aklıma gelmedi öyle hoşnuttum ki adım Nastenka –Nastenka? Bu kadar mı? Bu kadar. ‘’ İlk buluşmadan sonra dolaşırken Petersburg’un boş sokaklarında ‘’gök öyle yıldızlı ve parlaktı ki ona
Beyaz GecelerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024102bin okunma
7/10
·63 syf.·
2017 2. kitabı
Jean Bruller Vercors, 1902’de Fransa’da dünyaya gelir. Fransa, önce birinci dünya savaşına sonra ikinci dünya savaşına girer. Çok büyük kayıplar vermesi belki de Jean’ı yaratır. Hepimizin bildiği gibi Fransa, birçok çok edebi akımı yaratan ve Avrupa’yı etkileyen, etkisi altına alan bir ülkedir. Bizim edebiyatımıza da Tanzimat döneminden başlayarak önemli ölçüde etkisi altına almıştır. Bu ülkede Jean Bruller gibi birisinin çıkmasının alt yapısı fazlasıyla vardır ve hazırdı. Kendisi yazar, karikatürist, illüstratör, oyun yazarıdır. Sanatçı duyarlılığı en üst seviyede. En ünlü eseri ‘’Le Silence de la mer’’ gizlice yayınlar. Eserleri genellikle yaşam, ölüm, öfke, savaş, fantazya ve bilimkurgu ile ilgilidir. İnsan, açık belli bir kavram gibi görünür, oysa kavramların en ikincilisi, en çelişkeni ve karşıt yorumlara en elverişli olanıdır. Evet, insan ve insanlar kararsızdım, kitap insan tanımının aslında insanın bilinmeyenini değil de insanların bilinenlerini karşılaştırmaktadır. Bunu da yazar, gayet açık, net ve yalın bir şekilde soframıza sürmektedir. İnsan, evet insan dediğimizde kafamızda canlanan tanım ne oluyor? Cevap olarak; insan, ‘’düşünen bir varlıktır’’ diyebilirsiniz. Acaba asıl anlam bu mu? İnsan, ne denli insan ya da ne denli insanca olma çabasında? Yazar, ‘’hangimiz insan adını hak etmek için çabalarız’’ bu soruyu sorarken kendimize, kendimize karşı bazen kararsız kalırız belki d kabullenmeyiz bazı durumlarda. Evet, biz insanız deyip bir köşede oturanlar bir kez daha sorgulayın insan kavramını. İnsana verilen birçok özellik var: Zekâ, düşünmek, konuşmak, yapabilmek gibi. Peki, bunlar ne denli kullanılıyor, ne kadar farkındayız? Farkındalık. Doğa ve insana, insanın doğa içinde nasıl şekil aldığını açıklamış. Bu eser onun doğal bir çocuğudur(yazarın genel
Felsefe
İnsan ve İnsanlarJean Bruller Vercors · Toplumsal Dönüşüm Yayınları · 1998156 okunma
Reklam