Fatih şıvkın

Fatih şıvkın

, bir kitap okudu
Puan vermedi·445 syf.·
57 günde okudu
·
Okunma: 23 Ocak 2022 23:44
·
2022 7. kitabı
Ahmet Arslan
9/10 · 636 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
HAYAT I O rt _ açağ Batı Hıristiyan dünyasının "Filozof", İslam dünyasının "Ilk Öğretmen" diye adlandırdığı ve tüm felsefe tarihinin Pla­ ton'la birlikte en büyük diğer filozofu olarak tanıdığı Aristoteles, Ku­ zey Yunanistan'da bir İonia kolonisi olan Stageira kentinde İÖ 384 yı­ lında dünyaya gelmiştir. O halde Platon ve Sokrates dışında bütün di­ ğer büyük Yunan filozofları gibi Aristoteles de Atinalı olmayan bir çevreden gelmektedir. Öte yandan İonia kökenli olması da onu Tha­ les'ten başlayan ve esas ilgisi doğa ve doğal olaylar olan filozoflar ge­ leneği içinde ele almamızı sağlamaktadır. Aristoteles, baba tarafından Maked
Felsefe
Uyumsuzun içeriği yeniden ele alınınca, Kierkegaard’ı esinleyen yöntem daha iyi anlaşılır. Dünyanın usdışılığı ve başkaldırmış uyumsuz özlemi arasında dengeyi sürdürmüyor. Gerçek uyumsuzluk duygusunu oluşturan ilişkiye saygı göstermiyor. Usdışından kurtulamayacağını kesin olarak bildiği için, hiç değilse kendisine kısır ve erimsiz görünen bu umutsuz özlemden kurtulmak istiyor. Ama bu noktada yargısında haklı olsa bile, yadsımasında olamaz. Başkaldırı çığlığının yerini kendinden geçmiş bir katılmaya, bağlanmaya vermişse, şimdiyediye kadar kendisini aydınlatan uyumsuzu bilmemeye, bundan böyle elinde bulunan tek kesinliği, usdışını tanrılaştırmaya yönelmiş demektir. Rahip Galiani, Bayan d’Epinay’e, “Önemli olan iyileşmek değil, dertleriyle yaşamak,” dermiş. Kierkegaard iyileşmek ister. İyileşmek büyük dileğidir, günlüğünün her yanında görürüz bunu. Usunun tüm çabası insan koşulunun çatışkısından sıyrılmaktır. İkide bir boşluğunu gördüğü için daha da umutsuzdur bu çaba. Örneğin kendini Tanrı korkusunun da, dindarlığın da esenliğe kavuşturamayacağı bir insan olarak anlattığı zaman. İşte böylece, acılı bir kaçamakla, usdışına uyumsuzun yüzünü, Tanrı’ya da uyumsuzun niteliklerini verir: adaletsiz, tutarsız, anlaşılmaz. Onda us insan yüreğinin derin hak isteğini tek başına susturmaya çalışır.Hiçbir şey tanıtlanmamış olduğuna göre, her şey tanıtlanabilir. Kierkegaard bize kendisi belirtir izlenen yolu. Burada hiçbir şey esinlemek istemiyorum, ama uyumsuzun onanmış budanışı karşısında ruhun nerdeyse gönüllü olarak benimsenmiş budanışının belirtilerini yapıtlarından okumamak elde mi? Günlük’te en sık yinelenen izlek budur. “Bende eksik kalmış olan hayvandır, bu da insan yazgısının bir parçası... Bir beden verin bana.” Sonra daha ileride “Ah! Hele ilkgençliğimde, adam olmak için
Allah
Chestov’a göre, us boştur, ama usun ötesinde bir şey vardır. Uyumsuz bir kafa içinse, us boştur, ama usun ötesinde hiçbir şey yoktur.Hiç değilse, bu sıçrama uyumsuzun gerçek niteliği konusunda bizi biraz daha aydınlatabilir. Ancak bir denge içinde geçerli olduğunu, her şeyden önce karşılaştırmada bulunduğunu ve bu karşılaştırmanın terimlerinde olmadığını biliyoruz. Ama Chestov tüm ağırlığı terimlerden birine yükleyerek dengeyi yok eder: anlama isteğimiz, saltık özlemimiz ancak biz birçok şeyleri anlayabildiğimiz, açıklayabildiğimiz ölçüde açıklanabilecek şeylerdir. Usu kesin olarak yadsımak boşunadır. Onun da kendi alanı vardır, kendi alanında etkilidir. Bu da tam insan deneyiminin alanıdır. Bu nedenle her şeyi aydınlığa kavuşturmak isteriz. Bunu yapamazsak, bundan da uyumsuz doğarsa, etkili, ama usçuluğun her zaman yeniden doğan usdışının karşılaştığı yerde olur bu. Chestov,Hegel’in “Güneş dizgesinin devinimleri, değişmez yasalara uygun olarak gerçekleşir, bu yasalar onun ussal dayanağıdır,” türünden bir önermesine sinirlendiği zaman, tüm tutkusuyla Spinoza usçuluğunu yerle bir etmeye çalıştığı zaman, usun boşluğu sonucuna varır. Buradan da doğal, ama geçersiz bir dönüşle, usdışının üstünlüğü sonucuna.7 Ama geçiş kesin değildir. Çünkü burada sınır kavramıyla düzlem kavramı girebilir araya. Doğanın yasaları belirli bir sınıra kadar doğru olabilir, bu sınırı geçtikten sonra kendi kendilerine karşı dönerek uyumsuzu doğururlar. Betimleme düzleminde geçerlilik de sağlayabilirler, ama bu durum açıklama düzleminde doğru olmalarını gerektirmez. Burada her şey usdışına kurban edilir, aydınlık zorunluluğu yok edildiği için dekarşılaştırma terimlerinden biriyle birlikte uyumsuz silinir. Uyumsuz insansa, tam tersine, her şeyi bir düzeye getirmekten uzaktır. Savaşı tanır, usu
Anlamak
Tümüyle tinsel görünen, açık bir olgu vardır: insanın her zaman kendi gerçeklerinin pençesinde olduğu. Kimi gerçekleri benimsedikten sonra,onlardan bir daha kopamaz insan. Ödemek de gerekir biraz. Uyumsuzun bilincine varmış kişi ayrılmamasıya bağlanmıştır ona
Hayat