Fatih şıvkın

YASALARl N YARARLI DiYE BELiRLEDiGi ŞEYLER, DOGAYA KÖSTEK­ TiR, DOGANIN BELiRLEDiKLERi iSE ÖZGÜR ... 00GA BAKIMINDAN Yu­ NANLI OLSUN, BARBAR OLSUN H EPiMiZ HER ŞEYDE AYN I OLARAK YARATILMIŞIZDIR ... HEPiMiZ AGZIMIZLA, BURNUMUZLA SOLUYOR, ELLERi M iZLE YEMEK YiYOR UZ." Antiphon
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Sakrates-öncesi Doğa Filozofları kabul etmiş oldukları ana madde ve ilkeden hareketle oluşturdukları kozmos içinde tannlara ve tanrısallığa yer bulmaya çalışıyorlar; böylece ya He­ rakleitos, Empedokles veya Anaksagoras gibi ana maddelerine tanrı­ sallık vasfı yüklüyarlar veya Demokritos gibi varlıklarının ezelı ve me­ kanik hareketlerinde onlara herhangi bir yer bulamıyorlardı. Ama her halükarda onlar tannlara "kozmik açıdan" bakıyorlardı. Bu iki bakış açısının da bir bakıma sonucu tanrıtanımazlık olmak zorundaydı. Çünkü tanrıları kişisel-olmayan doğal varlıklara veya güçlere indirge­ mek, en azından bu dönemin genel dinsel zihniyeti açısından gerçekte onların var olmadığını söylemenin başka bir tarzı idi.

Fatih şıvkın

, bir kitap okudu
8/10
·304 syf.·
2021 67. kitabı
Arthur C. Clarke
8.5/10 · 1.722 okunma
Bu adamların hepsi büyük bir tezat ve ikilik içinde çırpınıyorlar. Hiçbiri sırtında taşıdığı ve muhafazaya mecbur olduğu mevki veya paye ile ahenk halinde yaşamıyor. Kafaları, zekâ itibariyle olsun, yarım yamalak bilgileri itibariyle olsun, merhamete muhtaç bir halde. Şahsiyetleri kırpıntı bohçası gibi. Her şeyleri iğreti, her vasıfları, her kanaatleri iğreti... Basit bir insan, mesela hiç okuması yazması olmayan bir köylü, bir amele, lalettayin bir adam bunlardan çok daha mükemmel bir bütündür. Çünkü o adam, mesela Hasan ağa, Hasan ağa olarak düşünür, böyle yaşar. Hükümleri hayatın verdiği birtakım tecrübelerin neticesidir ve kendine göredir. Konuşurken karşısında Hasan ağadan başka kimse yoktur. Fakat bu efendilerin hiçbiri kendisi değildir. Fikir diye ortaya attıkları her şey, kafalarına rastgele doldurdukları hazmedilmemiş, acayip, birbirine zıt bilgilerin tahrip edilmiş şekillerinden ibarettir. Mesela Mehmet beyle asla Mehmet bey olarak konuşmaya imkân bulamazsın. Siyasetten bahsedecek olsan karşında şu Fransız gazetesinin veya bu diktatörün nutkunu bulursun... Müzik lafı açsan bilmem hangi gâvurun kitabı veya hangi Müslümanın makalesiyle karşılaşırsın... Beğendiği yemeği söylerken bile Mehmet bey değildir. Mühim adamların nasıl yemekleri beğenmesi lazım geldiğini düşünmeden bir şey diyemez. Çok kere iki lafı birbirini tutmamak mecburiyetindedir. Çünkü edebiyat hakkında duyup veya okuyup benimsedikleri şu müellifin fikirleri ise, tesadüfen, müzik hakkındaki bilgileri de, dünya görüşü ve sanat anlayışı itibariyle ona taban tabana zıt bir başka muharrirden edinmedir. Bu belkemiksiz malumat ve kanaatler mütemadiyen kopar, birbirinden ayrılır, sahibiyle münasebetlerini mütemadiyen değiştirir. Çünkü hiçbirinde fikirler ve bilgiler şahsiyet haline gelmemiştir. .Hiçbiri