Hadula Kitabı Bana Ne mi Yaptı?
Yıktı geçti…
Kalbimi paramparça etti, sonra bir köşeye savurdu.
Beni derin düşüncelere itti.
Yunan geleneklerinin saçmalıklarına ağlattı.
O dönemin geleneklerine göre kız çocukları aile için büyük bir külfetti. Bir kız çocuğu dünyaya geldiğinde neredeyse oturup ağlayacaklardı: “Kız oldu…”
Peki neden?
Çünkü kız çocuğu doğar, büyür, genç kız olur; sonra onun için eş arayışı başlar. Uygun bir eş bulunduğunda ise damat çeyiz olarak ev ister, tarla ister, eşya ister. Bunlar olmazsa kızla evlenmez. Kız çocuğu, doğduğu andan itibaren ailesi için bir yük olarak görülür.
Bizim Hadula Hanım teyze de bu düzenin içinde yaşayanlardan biridir. Kızını büyük zorluklarla evlendirir. Kızı evlenir, çocukları olur. Son doğumunda ise yine bir kız çocuğu dünyaya getirir. Nine Hadula, gönüllü olarak kızına gider; kızı iyileşene kadar bebeğe bakmayı üstlenir.
Buraya kadar her şey “normal” gibi görünür.
Aslında pek de normal değildir ama sonraki sayfalarla kıyaslayınca buna normal diyelim.
Sonraki sayfalarda ise kanım dondu.
Hadula’nın caniliği için “Bu kadarı da olmaz” dedim.
Ben de tam burada, Hadula için Hz. Muhammed (s.a.v)’den bir söz bırakıp, sözü siz kıymetli okur arkadaşlarıma bırakmak istiyorum:
“Kimin bir kız çocuğu dünyaya gelir de onu toprağa gömmeden, horlamadan ve üzerine erkek çocuğunu tercih etmeden yetiştirirse, Allah Teâlâ onu cennetine koyacaktır.”
HadulaAleksandros Papadiamantis · Jaguar Kitap · 2022695 okunma
Cehenneme Övgü, uzun zamandır okuma listemde bekletip ertelediğim için kendime kızdığım bir kitap oldu. Totalitarizmin sadece siyasi rejimlerle sınırlı olmadığını; aslında modern hayatın her hücresine sızmış, sinsi bir baskı sistemi olduğunu yüzüme vuran bir eserle karşılaşacağımı bilmiyordum.
Gündüz Vassaf, farkında bile olmadan o baskıcı sistemin içine nasıl çekildiğimizi, şahsi alanımızın nasıl daraltıldığını ve sonuçta kendimizden nasıl uzaklaştığımızı tüyler ürpertici bir netlikle anlatıyor. Kışkırtıcı, sorgulatan, oluşan bu düzene karşı ''hayır'' dedirten bir kitap.
Bazı satırlarda durup, yazarla içsel bir kavgaya tutuştuğum yerler de oldu. Evlerimizde banyonun, yatak odasının veya mutfağın işlevlerinin keskin çizgilerle ayrılmasını bir tür totalitarizm belirtisi olarak görmem mümkün değil. Benzer şekilde, telefonla dünyanın öbür ucuna ulaşabilmek ya da kendimize bir hatıra bırakmak adına çektiğimiz bir fotoğraf karesini totalitarizm parantezine dahil edemem. Bunlar bir baskıdan ziyade hayatın pratik akışı ve rasyonalitesi.
Tüm bu itirazlarıma rağmen, Cehenneme Övgü ufuk açıcı bir eser. Okuyup rafa kaldırılacak bir kitap değil. Ezber bozan ve özgürlük sandığımız şeylerin aslında ne kadarının bize ait olduğunu sorgulatan bir kitap. Kesinlikle okunmalı ve üzerine kavga edilmeli.