“Herkes keyfine, fantezisine, kendi maksadına, menfaatine, aldatacağına, ve aldatıldığına göre yazar.” Dr. Rıza Nur, I. Baskı, Sayfa 523, Hayatım ve Hatıratım
Bu hatıratta okuduklarımızın temel özeti işte Rıza Nur’un kendi ifadesinde bize sunulmuştur. Yani okuyacağımız hatırat için bize şunları demektedir;
Bu hatırat, benim keyfime, benim fantezime yani hayal dünyama, kendi maksadıma yani kişisel hırs ve amaçlarıma, kendi menfaatime, okuru aldattığım ve aldatacağım kadar yazılmıştır.
Falih Rıfkı Atay, “Zeytindağı” kitabında "1913’de bir Mustafa Kemal, yüzyıl sonrası için bile hayaldi, fantazi romanlarında bile yeri yoktu." demiştir. #31744296
Lakin, 1960 yılından sonra yayınlanacak bu hatıratı nereden bilebilirdi? İşte böyle bir fantezi romanında Mustafa Kemal kendisine yer bulmaktaydı, tamamen yazanın hayal gücüne ve sövgüsüne maruz kalmaktaydı, baş kahraman ise Rıza Nur idi…
Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığının ana materyallerinden birisi Rıza Nur’un “Hayatım ve Hatıratım” adlı kitabıdır. Bu kitap, Kadir Mısıroğlu (Fesli), Mustafa Armağan (Çukur Tarihçi), Yavuz Bahadıroğlu, Ayşe Hür ve türevindeki yazar adını alan kişilerin baş ucu kaynağı, dayanağıdır. Yalnız bu kaynak temelsiz ve vesikasız olmakla birlikte, hezeyan dolu hatalı bilgiler içermektedir. Bu hatıratta yazanlara göre alternatif tarih üretimi yaparak, “Resmi Tarih” olgusunu yıkmak, Cumhuriyet değerlerine saldırıp, bu değerleri değersiz kılmaya çalışarak kendilerince başarıya ulaşmayı hedeflemektedirler.
Dünyada tek bir tarihçi yoktur ki, tarihi gerçekten yazabilsin ya da aktarabilsin. Birincil elden kaynak dediğimiz vesikaların dahi, devleti müşkül duruma düşürecek değil de onu zaten haklı gösterecek materyallerden oluştuğu bilmek gerekir. İster Cumhuriyet olsun ister
Eseri, 8 alıntı ile birlikte yaklaşık 90 dakikada okudum. Ve maalesef ki 1000k platformunu kullandığımdan beri, yermek zorunda hissettiğim ikinci eser oldu.
Öncelikle ifade etmeliyim ki eserin başlığında yazan Farabî ismi sizi heveslendirmesin, çünkü eser Farabi’ye ait değil. Kendisine Farabi gölgesinde okuyucu kazanmayı arzulayan bir yazara ait.
Yazar tamamıyla lüzumsuz bir eser ortaya koymuş değil. Lakin eserin ismiyle açtığı alanın %5’ini bile dolduramamış. Felsefe temayüllü atılan başlık, tamamıyla başlıkta kalmış. Ve eser toplumsal bir eleştiri ve kısmen kişisel gelişim ekseninde devam edip sonlanmış.
İçerisinde kısa bölümler şeklinde bazı konular irdelenmeye çalışılsa da genellikle başlıkların altı doldurulamamış ve çoğu konu eksik kalmış. Üstelik yazarın yazım dili de bir hayli zayıf.
‘Unutmamalıyız ki, bilmeliyiz ki, farkında olmalıyız ki...’ gibi ifadeleri bir eserin mütevaziliğine yakıştıramıyorum. Dolayısıyla yazarın yüksekten bakışını ve sıradan bir insanın farkındalığıyla yaşam içinde kolaylıkla elde edebileceği fikirleri yüksekten satmasınıda düşüncenin yanında eserin de değerini düşürdüğünü düşünüyorum.
Umarım, eleştirimiz yapıcı olur ve bu yapıcılıktan yazar ile birlikte bizde nasibimizi alırız.