Yalan ve sessizlik, günümüz toplumunun içine işlemiş iki büyük günah desem yeridir. Gerçekten de bizler hem yalan söylüyor, hem de sık sık susuyoruz.
Ne var ki, bütün gün konuşup dursaydık ve sadece gerçekleri söyleseydik,o zaman da gerçek denen şey değerini kaybederdi belki de.
Arabalarda
çamurlananlar namuslu kişi, yaya çamurlananlarsa dolandırıcıdır. Hele bir yanılıp da bu çamurdan bir şey almaya
kalkın. Adliyede görülmedik bir nesne gibi teşhir ederler sizi.
Bir milyon çalın, salonlarda bir erdem örneği olarak
görülürsünüz.
... sözlerime kulak verin, işin içine aşk girdiğinde hiçbir şey, hiç kimse, hiçbir durum o denli gülünç
olamaz. Azıyla yetinemediğimiz tek şey aşktır.Ve yeterince veremediğimiz de odur.
Aşka inanabilsen, onun gereklerini yerine getirebilsen mükemmel olur. Yalnızca bir ahmak, katıksız bir aptal becerebilir bunu. Bir tek o özgürdür derinliklere inmeye ve göklerde fink atmaya. Masumiyeti korumaya alır onu. Kendisi korunma isteğinde bulunmaz.
Aşk, gerçek aşk tamamen teslim olmayı ge-
rektirir mi? Hep sorulan bir soru bu. Az da olsa
bir karşılık beklemek insana yaraşır bir eylem
değil mi? İnsan illa insanüstü bir yaratık ya da
bir Tanrı mı olmalı? Vermenin sınırı var mıdır?
İnsanın kanaması sonsuza dek sürer mi? Kimileri önceden tasarlanmış bir ilişki planı öneriyor, bir oyunmuş gibi söz ediyorlar bundan.
Elini açık etme! Ağırdan al! Geri adım at! Nu-
mara yaparken de numara yap! Yüreğin kan
ağlasa bile içinden gelen duygulara asla iha-
net etme. Her zaman, hiçbir şeye aldırmıyor-
muş gibi davran. İşte, aşk acısı çekenlere verilen öğütler.
Ancak Hesse'nin dediği gibi, "Aşk kesinliğe varmak uğruna kendi yolunu bulma gücüne sahip olmalıdır. O zaman salt çekim kaynağı olmaktan çıkıp çekicileşmeye başlar."