Bizler tek oluşumuzla kaygıya sürüklenen sosyal yaratıklarız. Toplum bu kaygımızın üzerine eğilebilmemiz için aynilik üzerinden sahte ve kolay yollar sunuyor.
Bizi ayni ürünleri tüketmeye, ayni islerde çalismaya, ayni hedefleri benimsemeye ve kendimizi uyum sağlamaya ve farkliligin önemsiz nüanslaryla tanimlamaya davet edi-yor. Ancak bizde birey olma cesareti yoksa sevgiye asla erisemeyiz, çünkü "sevgi, kişinin bütünlüğünü koruması kosuluyla birlesmedir". Sevgi, güvensizlik hissinden dolayi almak degildir; vermekle, neşenin, ilginin, anlayisin, sakalasmanin ve üzüntünün, yani içimizde "canlı olan tüm seylerin ifadesi ve dışavurumuyla" baslar.
Hala hakikati kavramaktan yoksun olan insan, hayat denilen bu olağanüstü mucizeyle basa çıkamayınca, kendine bir koruyucu istiyor, kaderini yazacak kudretli bir varlık, ona mutluluğu armagan edecek kutsal bir senarist. Yeryüzündeki en kıymetli olgunun hakikat oldugunu kavrayincaya kadar da korkarim hep böyle devam edecek.