Nasılsa insanım? Nasılsa insandım!
Okumak ve gezmek olası birsey. Peki kendini modernlik içinde sanıp da eli kitap yerine para desteleri taşıyanlara ne demeli ?
Uzunca bir süre çıt çıkarmadan oturduk. Sessiz, sakin, çevredeki her şeyin canlılığını gözle görülür derecede kaybettiği, her saat biraz daha çoraklaştığı, toprağın o bereketli yaz kokularının bittiği, soğuk nem kokmaya başladığı, havada garip bir saydamlığın olduğu, kızıla bürünmüş gökyüzünde amaçsızca uçuşan kargaların insanı hüzünlendirdiği yaz sonu akşamlarından biriydi. Her şey dilsiz ve sessizdi; her ses, kuşların kanat çırpışı, dökülen yaprakların hışırtısı insanı büyük bir gürültüymüş gibi korkutup ürpertiyor, sonra yine o kaskatı sessizlik, donakalmışlık başlıyordu. Tüm toprağı, her şeyi saran sessizlik insanın içine doluyordu. insanda en arı, en ince düşünceler de böyle anlarda doğuyor sanki; ama bunlar örümcek ağı gibi saydam, uçucu, ele geçmez, söze dökülmez şeyler oluyor... Bu düşünceler insanın ruhunu üzüntüden yakıp tutuşturarak, onu aym anda hem yatıştırıp hem de rahatsız ederek, kayan yıldızlar gibi bir an parlayıp kayboluyorlardı ve ruh kaynayıp eriyor, hayatımız boyunca koruyacağı kesin biçimini alıyor, kişiliği oluşuyordu.
Anmak buluşmaktır bir bakıma.
Unutkanlıksa özgürlük.
...
...
Fanilikten sonsuzluğa uzanan bir ışık nehridir insanoğlu.
...
...
Göklerdeki ruhlar kıskanmaz mı insanın duyduğu acıyı.
Yağız at. Dcğcvli taş. Zamanında, atın köpükle bir ve aynı şey olduğunu söylcrlcrdi. Al ve köpük. Nesneler —kendi görünümünden başka bir şey olarak cıc alındıkta at ki, o da her şey gibi bir nesne olur— biribirinden kesin çizgilerle ayrılmıyordu. Ne ki, ne ayrılabilir böyle? insan kendi sesini sözgelimi, bir çulluk sesinden ne ölçüde ayırabilir? Çulluk, özünde, aynı sesi sonsuzca tekrarlayabilir. Ancak bu, tekrarlar arasında fark olmadığı anlamına gelmez. Sessizlik sonsuzca uzayıp gider. Köpük suyun üzerinde alçalıp yükselir, türlü biçimlere girip çıkar ve rüzgâr var olduğu sürece —ki rüzgâr hep vardır, zaman zaman esmemeyi bilir yalnızca— köpüğün sonsuz bir karmaşa olduğu zannedilir. Ancak görmesini bilen için. Diyelim zamanın ve dünyanın sarrafı olmuş kişi için köpüğün içinde ne nesneler gizli olur. At suya, denizin üstünde çırpınıp duran köpüğe, işte o asıl yurduna dönmek ister. Vaktiyle bu durumu —ve bütün bu tekrarların içinden çıkan tekrarlan— açıklayan bir iş meydana gelmişti. Eskilerin anlattığına göre bu iş Bolu civarında gerçekleşip. Köroğlu'nun da, Ayvaz'ın da daha cisimleri değil, cisimlerinin gölgesi bile belirmemişken. Ki kimi zaman gölge cisimden önce gelir; canı sıkılır, doğrulup kalkar ve gerçek bir nesne olmakla,
İnsan, varolduğu günden bu yana sürekli olarak içinde yaşadığı dünyayı ve evreni tanımaya ve anlamaya çalışmış, ancak bu çabası içinde en az tanıyabildiği varlık yine kendisi olmuştur.