Çok fazla kitap okumanın vermiş olduğu bir durum mu bilemiyorum fakat son zamanlarda etki bırakacak popüler bir kitap bulmak zorlaştı. O kadar çok okuduk ve izledik ki bu konuyu ilgi çekici gelmedi. Elbette her kitap okunmaya değer ama bazen insan bir kitabı okuduktan sonra nasıl 42 dile çevrilip, çok satan olduğunu merak etmiyor değil. Biz yazsak aynı hikayeyi (ki düşünmedim değil bir benzerini) kimse dönüp bakmaz. Elbette paralel evren ile ilgili ilk kez bir şeyler okuyacaklar için çok sürükleyici olmuş. Sıkılmadan ilerliyorsunuz. Ancak sayfa aralarında kokan spiritüalizm propogandalarına dikkat.
Kitabın bir çok kısmından söz edilebilir elbette. Çünkü kitaptan beslenilecek, üzerinde düşünülecek çok şey var. Yalnız benim en yoğun hissettiğim şey hayatın akışına karışmak oldu. Hem akışa ayak uydurmak hem de olduğun yerde sabit kalabilmek; tıpkı bir ırmak gibi. Sanki bir şeylerden çekinmek, çekilmek, anlatılanı öğrenmek, ve kurallara göre zorunluluk hissetmek yerine, yaşamı yaşamayı tercih eden bir insanın kendi mutluluğunu bulma yolculuğu idi. Başlarda bir amaç edinmek, o amacı bulup başarma isteği, yerini olması gerekene ve olana bıraktı. Aklıma uzun zaman önce öğrendiğim ve sık sık da kendime hatırlattığım bir söz geldi; "Su akar, yatağını bulur." Bu yüzdendir ki kayıkçı bölümü benim en sevdiğim bölüm oldu..
Hayata dair hemen hemen her konu güzel bir şiirsellikle işlenmiş. Mistik ve vurucu cümlelerin arasında gezinirken kitabın ne ara bittiğini anlamıyorsunuz. Ben beğendim.
Güzel bir arkadaşlık ve dostluk hikayesi idi. Her hayvan severin kalbine dokunacak türden. Son cümle hele beni bitirdi. Gözlerimin dolmasına engel olamadım.
Kitap bir kişisel gelişimden çok mutlu olmanın felsefesini anlatıyor. Bir çok düşünceye katılsam da sürekli mutlu olmak ya da olmaya çalışmak çok yorucu olurdu. Hayat akışında ve iniş çıkışlarla dolu. Bence hayatlarımıza müdahale eden birden çok faktör olsa da bir amaç doğrultusunda ilerlemeye çalışmak insanın en mutluluk verici yolculuklarından biridir.