Yetmiş iki ustanın sözcüsü ayağa kalkıp cevap verdi:
"Biz burada büyük bir işin geçtiğini gördük. Burada gördüğümüz şey, ne sihir ne de büyüdür. Şayet öyle olsaydı bunu muhakkak anlardık. Burada bizim ustalığımızı, göz bağcılık maharetlerimizi, bilip gördüklerimizi aşan başka bir şey vardır. Senin tehditlerine kapılıp da bize gelen hakikatten vazgeçmeyeceğimizi bil! Biz öyle bir şey gördük ki gözlerimiz artık başka bir şey görmese de olur... Bizim gözlerimiz aydınlığa açıldı. Bu nura sırtımızı dönemeyiz. Ne karar verirsen ver, umurumuzda olmaz artık. Senin bizim hakkımızda ve diğerleri hakkında vereceğin karar, ancak şu ölümlü dünyada geçerlidir. Ama az evvel, Baki olanın apaçık delili gelmiştir bize. Biz Baki olan Allah'ın birliğine inandık. Gördüklerimizle hayretler içinde kaldık. Aşk ve vecd içinde secdelere kapandık, artık bir daha kalkamayız. Evvelki hatalarımızın ve şaşkınlıklarımızın bağışlanması için Yüce Rabbimize tövbeler ediyoruz. Şimdi bizim için en büyük iş, en zorlu sınav, O'nun bizi affetmesiyle ilgilidir, seninle ilgili değil... Bizi bu yolda elsiz, ayaksız ve başsız bırakabilirsin. Zaten bizler de hata ve günahlara batmış ellerimizden, ayaklarımızdan ve başlarımızdan şikâyetçiyiz. El, ayak ve baş nedir ki? Bunlar fani dünyanın engelleridir. Bizi sana ve dünyaya karşı elsiz, ayaksız ve başsız bulacaksın. Biz, Rabbimize sırtımızı dönmeyeceğiz. Ne yaparsan yap! Bizi sözünden dönmeyen vefalılar olarak bulacak-sın. Ziyanı yok! Nasıl olsa Rabbimize döneceğiz! Biz müminlerin öncülerindeniz, Rabbimizin bizi bağışlamasını umarız. Ziyanı yok! Elsiz, ayaksız başsız kalsak da. Yeter ki Rabbimizle olalım..."