O, Burak’ın içtiği rüzgârlar derken-ben olsam Rozinante derdim- ebedi sevgili hayalini Züleyha olarak adlandırırken- ben Dulcinea derdim- Belh, Buhara, Semerkand, Şiraz kentlerini sayarken-ben İstanbul, Paris, Roma, Londra derdim- kendimi, bu ülkeye gezmeye gelmiş bir turist gibi duyumsayarak derin bir utanca kapıldığımı itiraf etmeliyim. Ben bu ülkede yıllardır bir yabancı gibi yaşamış, öyle eğitim görmüştüm...... Doğu askısını bırakmış, Batı askısını da yakalayamadan aşağı düşmüştük.