Fahreddin Arı

Fahreddin Arı
@Bursevi
8/10
Bundan birkaç yıl öncesinde herkes okuyor ben de bir bakayım havasında -popülist olduğumdan değil genelin zihin dünyasını oluşturan eserlerden birine vakıf olmak amacıyla- bir çırpıda okuduğum Kafka’nın Dönüşüm romanı o zamanlar pek de bir şey ifade etmemişti. Çünkü romanları ya akıcı olay örgüsünden dolayı ya da olağan üstü anlatımından biraz da dilimi geliştirsin kaygısıyla okuyordum. Dönüşüm ise bu iki özellikten de hâliydi ve bende çokta bir esprisi yokmuş intibaı uyandırdı. Yıllar sonra bir meclis vesilesiyle tekrar kitabı okumam veya en azından tekrar bir gözden geçirmem gerektiğinde fark ettim ki kitabın yazılması farklı bir amaca matuf imiş. Bu amaç kitaba daha fazla değer atfetmeme neden olduysa da hala acaba edebiyatın amacı bu mu diye kendimi sormaktan alıkoyamıyorum. Galiba sanat için sanat anlayışına meylediyorum veya en azından bir şeyleri eleştiren ve bu eleştirinizi toplumun geneline yayacak bir çalışma yapıyorsanız edebi seviyeden ödün vermeyecek şekilde yapmalısınız diyorum. Laf uzadıkta ifsat olurmuş fazla uzatmadan hikayeye geçelim. Romanın ana kahramanı-daha sonra böceğe dönüşecek olan- Gregor Samsa ailesinin geçimini sağlamak için çalışan, aile içi ilişkileri karşılıklı faydalanmaya dayalı, yaşamı modern hayatın içerisinde bir çarka dönüşmüş olan bir pazarlamacı. Bir sabaha işe gitmek üzere uyandığında kendisini bir böceğe dönüşmüş olarak buluyor. Böceğe dönüşmüş olmasına verdiği tepki ise beklenenin aksine günlük basit olaylar karşısında verilen tepkilerden çokta farklı değil. İşin garibi ailesi de aynı şekilde bu olaya çok büyük bir tepki vermiyor. Gregor Samsa’nın bu dönemdeki tek kaygısı işe gidemediği için işini kaybedecek olmasıydı. Birkaç kere odadan çıkarak işe gitmeye çalıştıysa da böcekliğin getirdiği yavaşlıktan ve
Edebiyat
DönüşümFranz Kafka · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022268bin okunma
Reklam
8/10
Örgün eğitimin getirilerinin mi yoksa götürülerinin mi daha fazla olduğu sorusu şu günlerde birçok kişinin zihnini meşgul ediyor. Çocukların vakitlerinin büyük bölümünü ders saatleriyle ve ödevlerle meşgul eden okulun aldığı vakit, dönütleriyle kıyaslandığında ortaya çıkan tablo pek çok kişiyi tedirgin ediyor. Örgün eğitimin norm haline geldiği modern hayatta eğitim ve öğretim üzerine imal-i fikirde bulunan John Holt, ilk defa 1977’de Growing Without Schooling dergisinde yayımlanan yazısında Okulsuz eğitim kavramını ortaya attı. Bu tarihten sonra bu kavram üzerine pek çok şey yazılıp çizildi. İşte Ben Hewitt’in, oğulları Fin ve Rye’ın eğitim serüvenini işleyen Okulsuz Büyümek kitabı söz konusu literatürün güzide örneklerinden biri. Ben Hewitt, yazarlıkla geçimini sağlayan, eşiyle beraber kasabadan aldıkları yüz atmış dönümlük bir arazide, kendi inşa ettikleri evde mütevazi bir hayat yaşan birisi. Amerikan eğitiminin çocukların, çocukluklarını yaşamasına, ruhlarının ve zihinlerinin tam olgunluğa ulaşmasına izin vermediğini düşündüğünden iki oğlu Fin ve Rye’ı okula göndermemiş. Bu kitabında da çocuklarının okul dışındaki öğrenme biçimlerini ve öğrendiklerinin içeriğini anlatıyor. Aslında yalnız bunlarla yetinmeyip çiftlikleriyle kurdukları bağı, oradaki çalışmalarının değiştirdiği ve geliştirdiği yaşam biçimi anlayışını ve bunlara ilaveten kendisinin ve eşinin hayat hikayelerini anlatıyor. Ve bu yüzden kitapta anlatılan birçok hikaye, bunların çocukların öğrenimleriyle bir alakası olmadığı intibaı uyandırıyor. Sanırım bu, yazarın eğitim – öğretim tasavvurunun bizden farklı olmasından doğan bir karışıklık. Kitabın ilerleyen sayfalarında daha net anlaşılıyor ki yazar, paylaştığı hikayelerle çocuklarının öğrenimi arasında güçlü bağlar olduğuna inanıyor. Söz
Eğitim
Okulsuz BüyümekBen Hewitt · Sinek Sekiz Yayıncılık · 2017285 okunma
Mescidde riya-pişeler etsün ko riyayı/ Meyhaneye gel kim ne riya var ne mürayi. XVI. Yüzyılda İstanbul’da böyle bir beyit yazılıyor. Fatih’te bir vaiz ise bunu söyleyen kafirdir diye fetva veriyor. Beyitin sahibi de Şeyhülislam Yahya Efendi.
Birçok arif doğduğu yeri terketmiştir. Çünkü kişi ne olursa olsun yetiştiği çevrede hep çocuk gibi görülür. Böyle bir durum ise irfana manidir; tersi istisnaidir.
Sufiler çok seyahat ederler. Böylece 'ötekiler'e dair ön yargılar atılmış olur. Bütünlüğe ulaşmanın önemli bir yoludur seyahat.
Reklam