Okulsuz Büyümek (Okulsuz Eğitim Kırsalda Yaşamak Doğayla Bağ Kurmak ve Yaşayarak Öğrenmek Hakkında)

·
Okunma
·
Beğeni
·
767
Gösterim
Adı:
Okulsuz Büyümek
Alt başlık:
Okulsuz Eğitim Kırsalda Yaşamak Doğayla Bağ Kurmak ve Yaşayarak Öğrenmek Hakkında
Baskı tarihi:
Mart 2016
Sayfa sayısı:
376
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786058537989
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sinek Sekiz Yayıncılık
“Bizim çocuklarımız okula gitmiyor. Bu kitap genel olarak oğullarımın örgün eğitim sisteminin sınırları dışındaki öğrenme biçimi ve öğrendiklerinin içeriğiyle ilgili. Ancak bu biçim ve içerik birçok açıdan Vermont Dağı’nın yamacındaki hayatımızdan ayrı düşünülemez. Bu nedenle anlatacağım hikâyelerin hiçbiri ilk bakışta size öğrenmeyle ilgili gibi görünmeyecektir, yani en azından bu kültürde anlaşıldığı biçimde ilgili değildir. Paylaştığım hikâyeler çocuklarımızın eğitimi hakkında olduğu kadar, arazimizle kurduğumuz bağın, oradaki çalışmalarımızın sürekli geliştirdiği yaşam biçimi anlayışımızın, benim ve eşim Penny’nin de hakkında.

Anlattıklarım yalnızca öğrendiklerimiz hakkında da değil, aynı zamanda öğrendiğimiz ama unutmaya çalıştıklarımız hakkında. Hem inandığımız gibi yaşayabileceğimiz hem de daha geniş anlamdaki bir dünyayla olan bağımızı koruyan, dengeli bir yer inşa etme maceramız hakkında.
376 syf.
·9/10
Çocuklarınızın boğulmasını değil, nefes almasını istiyorsanız lütfen bu kitabı okuyun. Çocuklarımızı eğitim sisteminin kalıplaşmış ezberlerinden ne kadar uzak tutabilirsek o kadar onların kendi özlerini bulmalarına katkı sağlamış olacağız. Köle değil; kendinin farkında bireyler yetiştirmek olmalı her birimizin amacı. Lütfen okuyun, okutun. Okul olmadan da rahatlıkla suyun nasıl yolunu bulabildiğine şahit olun.
Örgün eğitimin getirilerinin mi yoksa götürülerinin mi daha fazla olduğu sorusu şu günlerde birçok kişinin zihnini meşgul ediyor. Çocukların vakitlerinin büyük bölümünü ders saatleriyle ve ödevlerle meşgul eden okulun aldığı vakit, dönütleriyle kıyaslandığında ortaya çıkan tablo pek çok kişiyi tedirgin ediyor.
Örgün eğitimin norm haline geldiği modern hayatta eğitim ve öğretim üzerine imal-i fikirde bulunan John Holt, ilk defa 1977’de Growing Without Schooling dergisinde yayımlanan yazısında Okulsuz eğitim kavramını ortaya attı. Bu tarihten sonra bu kavram üzerine pek çok şey yazılıp çizildi. İşte Ben Hewitt’in, oğulları Fin ve Rye’ın eğitim serüvenini işleyen Okulsuz Büyümek kitabı söz konusu literatürün güzide örneklerinden biri.
Ben Hewitt, yazarlıkla geçimini sağlayan, eşiyle beraber kasabadan aldıkları yüz atmış dönümlük bir arazide, kendi inşa ettikleri evde mütevazi bir hayat yaşan birisi. Amerikan eğitiminin çocukların, çocukluklarını yaşamasına, ruhlarının ve zihinlerinin tam olgunluğa ulaşmasına izin vermediğini düşündüğünden iki oğlu Fin ve Rye’ı okula göndermemiş. Bu kitabında da çocuklarının okul dışındaki öğrenme biçimlerini ve öğrendiklerinin içeriğini anlatıyor. Aslında yalnız bunlarla yetinmeyip çiftlikleriyle kurdukları bağı, oradaki çalışmalarının değiştirdiği ve geliştirdiği yaşam biçimi anlayışını ve bunlara ilaveten kendisinin ve eşinin hayat hikayelerini anlatıyor. Ve bu yüzden kitapta anlatılan birçok hikaye, bunların çocukların öğrenimleriyle bir alakası olmadığı intibaı uyandırıyor. Sanırım bu, yazarın eğitim – öğretim tasavvurunun bizden farklı olmasından doğan bir karışıklık. Kitabın ilerleyen sayfalarında daha net anlaşılıyor ki yazar, paylaştığı hikayelerle çocuklarının öğrenimi arasında güçlü bağlar olduğuna inanıyor. Söz uzadıkta ifsat olurmuş. Girizgahı fazla uzatmadan kitabın bölümlerine geçelim.
İlk bölümde okulun eşi ve kendi hayatında oynadığı rolden bahseden yazar, çocukları için okulsuz eğitimi seçme süreçlerinden kısaca bahsediyor. Ardından okulsuz eğitim kavramı üzerine düşüncelerini aktarıyor. Bu bölümden anladığımız kadarıyla yazarımız, aslında bu kavramdan pek de hoşlanmıyor. Çünkü onun nezdinde bu kavram bir şeylerin tersini yapmak anlamına geliyor ve reddetme içeriyor. Oysa o bir şeyin tersini yapmak yerine kapsayıcı, orta yolu özendiren, aktif, çocuğun doğal merakı ve öğrenme isteğiyle ilerleyen, bedeni, ruhu ve aklı besleyecek bir öğrenme üzerine çaba sarf ettiğini söylüyor.
Bir de belirtmekte fayda var: Yazar, okulun gereksiz, vakit öldüren bir kurum olmadığını bilakis birtakım faydalarının da bulunduğunu teslim ediyor ve fakat çocuklarının eğitiminde izlediği yolun daha verimli olduğunu düşünüyor.
Okulsuz eğitim kavramıyla ilgili endişelerini belirttikten sonra yazar, bu kavramın hakkını verdiği birçok şeyin de var olduğunu belirtiyor. Örneğin kısa ve özlü olduğundan, koca bir kitaba ihtiyaç duymadan iki kelimeyle, duyan kişide genel bir kanı yaratabiliyor. Bunun dışında tetikleyici bir kavram olduğuna ve insanları üzerine düşünmeye sevk ettiğine dikkat çekiyor.
Sonraki bölümde Hewitt, kendi okul macerasından, okulu bırakma sürecinden, akabindeki yıllarda uğraştığı işlerden, daha sonra eşi olacak Penny’le tanışmasından ve eşinin de okulu bırakma sürecinden bahsediyor.
Bu kısım çocukları için okulsuz eğitim modelini seçen Hewitt ve Penny’nin bu kararı almasında, kendi hayat tecrübelerinin ne denli rol oynadığını göstermesi açısından manidar.
Kitabın büyük bölümü -doğal olarak- kitabın ana konusu olan Fin ve Rye’ın büyüyüp gelişmeleri ve öğrenim süreçlerine ayrılmış. Debdebeli şehir hayatının gürültüsünden vareste bir çiftlikte büyüyen bu iki kardeşin ilgilendikleri ve değer verdikleri şeyler, şehir hayatında çocukluğunu geçirmiş bir okuyucu için oldukça calibi dikkat. “Dünyada üç şeye sahip olsaydın bunlar ne olurdu?” sorusuna “Birkaç kapan, bir eşek ve bir kulübe.” yanıtını veren, kendi ektiklerini biçen, sarımsak ve patates hasadı yapan, çiftlik hayvanlarını kesebilen, çakal, kokarca, sincap vs. avına çıkan, avladığı hayvanların derisini yüzebilen çocuklardan bahsediyoruz. Tüm bunların şehirde okuluna gidip gelen ve kalan vakitlerini tablet veya Xbox oyunlarıyla geçiren çocuklara aşina birisi için garip gelmesi gayet doğal.
Fin ve Rye, anne ve babalarına gündelik işlerinde yardım ediyorlar. İşlerini bitirdiklerinde yapmak istedikleri balık tutma, kulübe inşa etme, ava çıkma vs. birçok şeyde özgürler. Kitabın büyük bölümünde de çocukları özgür bırakmanın ve onlara güvenmenin eğitimdeki önemine vurgu yapılıyor. Hewitt’in felsefesine göre, çocukların öğrenebilmeleri için onlara öğretilmesi gerektiği ve öğretmenin uzmanların işi olduğu yanlış bir varsayım. Ona göre çocuklar birinin onlara öğretmesine ihtiyaç duymadan kendileri öğrenebiliyorlar ve onlar için öğrenmek nefes almak kadar doğal ve bariz bir iş. İşte bu, Hewitt ve örgün eğitimi savunanlar arasındaki temel felsefe farkına işaret ediyor.
Görebildiğim kadarıyla Fin ve Rye için çiftliğe özel hocalar gelmiyor. Okuma – yazmayı, sanat ve elişi çalışmalarını onlara öğreten anne ve babaları. Sadece bazı bölümlerde onlara rehberlik edecek yönderlerden bahsediliyor. Bu kimseler herhangi bir konuda deneyim kazanmış, danışan kişinin hedefine ulaşmasını sağlayacak yolu bulmasına yardımcı kimse olarak anlatılıyor. Fin ve Rye’ın bu kişilerden müzik ve spor dersleri aldıklarından bahsediliyor.
Pek çoğumuzun aklına Fin ve Rya’nın akranlarının okuldaki seviyelerinden geride olup olmadıkları sorusu gelebilir. Yazarımız bu soruya şöyle cevap veriyor: “Fin sekiz yaşına gelene değin okumayı bilmiyordu ve Rya da onu neredeyse bir yıl geriden takip ediyor. Okula giden veya gitmeyen yaşıtlarının bildiği birçok şeyi bilmedikleri de çok açık. Bunlardan bir kısmını öğrenmeye ihtiyaç duydukları zaman öğrenecekler, bazılarını da hiçbir zaman öğrenmeyecekler.” Anlaşılan o ki yazar okula giden yaşıtlarıyla çocuklarının karşılaştırılmasını doğru bulmuyor. Anladığım kadarıyla bunun arkasında, o yaşlardaki çocuklara okulda öğretilen şeylerin gerekli ve asıl olduğu düşüncesi yatıyor. Oysa Hewitt’e göre çocukları kendi istekleri doğrultusunda işlerine yarayacak şeyleri öğreniyorlar ve bunu topluma kendilerini ispatlamak için veya karşılığında ödül almak için yapmıyorlar. Hewitt okul sisteminin içinde bulunduğu döngüyü şöyle özetliyor: “Okulda iyi performans sergileyen çocuklar öğretmenler, ebeveynler ve toplum tarafından onaylanır, ödüllendirilir. Bu takdir ve ödüllendirme iyi hissettirir ve böylece çocuklar da daha fazlasını isterler, kim istemez ki? Sistemin nasıl çalıştığını öğrenmiş ve kendilerini bu sistemde performans sergilemek üzere eğitmişlerdir” Hewitt’in başarı algısı ise toplumdaki genel algıdan çok daha farklı.
Kitabın ilerleyen bölümlerinde yazar, çocuklarının öğrendiği şeylerin bir listesini sunuyor. Bunlar arasında; para idaresi, matematik, zaman yönetimi, biyoloji ve yer bilimleri, anatomi (hayvanların iç organlarının tanınması ve deri yüzme vs.), etik, ekip çalışması, coğrafya, okuma ve yazma, insan ilişkileri bulunuyor.
Son bölümde yazar okura birtakım tavsiyelerde bulunuyor. Bunlar arasından şunları sayabiliriz; haberleri (televizyon haberleri, internet haberleri vs.) dinlemeyin, evde vakit geçirin, çocuğunuzla birlikte bir şey yapın, çocuklarınızın oyunlarından uzak durun, çocuklarınızı işe yarar olmak için donatın, onlara güvenin, tercihlerini önemseyin, uyum sağlamaktan korkmayın.
Son olarak kitabın olumsuz yönlerinden de kısaca bahsedelim. Kitap şehirde yaşayan ve okulsuz eğitim modelini uygulamak isteyen okuyucuya fazla hitap etmiyor. Çünkü aktarılan hayat hikayesi daha önce de anlatıldığı gibi kasabada bir çiftlik evinde geçiyor. Şehir hayatındaki uğraşların ve yönelimlerin köy ve kasabalardakilerden ne kadar farklı olduğu da izahtan varestedir. Kitabın diğer bir eksik yanı ise hikayelerin anlatımında tarihsel bir sıralamanın gözetilmemiş olması. Örneğin Fin’in sekiz yaşındayken yaşadığı bir olaydan bahsedilen bölümden hemen sonraki bölümde doğumunun anlatıldığını görebiliyorsunuz. Bu da okuyucunun zihninde bir kargaşaya yol açabiliyor.
376 syf.
·Beğendi·10/10
Kar yağdığında beyaz felaket olarak adlandırılan, yağmur yağdığında sel uyarısı verilen şu şehir hayatı bu kitabı okuduğumda daha da beni boğmaya başladı. Akçaağaç ve onun şurubuyla şu yaşıma kadar tanışmamış olmak, doğayı keşfedemeden bir ömrü yitirmek ve çocuklarımızı bu eğitim sistemine kurban etmek gibi yeni dertler edindiren bir kitaptı. Okunulmaya değer...
376 syf.
·9 günde·10/10
Serbest yazarlıkla geçimini sağlayan 1997 yılında eşi Penny ile Vermont’un Cabot kasabasında bir kaç dönümlük kendi inşa ettikleri bir evde yaşıyor. Ailesinin yolculuğu ve küçük araziye, kök salma macerasında biriktirdiği kendi yaşamından hikâkayeleri paylaşmış. Okul ortamından, sisteminden tamamen uzak öğretilmeye değil çocuklarıyla birlikte öğrenmeye dair bir yaşam tarzı tercih ettiler.
Okulsuzluk çok ciddi emek ister. Bunu onlar başardı. Ben de bu düşünceyi benimseyen biri olarak çocukların çocuk olmalarına, standart eğitimin zorlayıcı, boğucu etkisi olmadan rahat nefes almaları için elimizden geleni sağlamak istiyoruz. Belki bir dağ evi kırsal bir hayat yaşamıyor olabiliriz ama tabi ki okulsuz eğitime daha katkısı olacağını düşünüyorum. Bu süreçte çocukların bizlere açtıkları kapılar o kadar çok ki , bunu kolaylaştırmak için iyi değerlenirmek lazım.
Rabbim herkesin gönlüne göre versin 🤲
376 syf.
·1 günde·7/10
Kitap size okulsuz çocuk yetiştirmenin yollarını anlatmıyor. Temelinde çocuğunuza güvenmeyi, onunla birlikte vakit geçirmeyi, doğa ile ilişki kurmayı, birlikte birşeyler yetiştirmeyi ve en çokta kuralları yıkmayı tembihliyor. Sinek sekiz yayınlarına yakışır bir kitap. Okunmalı..
376 syf.
·11 günde
İki çocuğuna da okulsuz eğitim veren, doğayla bir bütün halde yaşayan bir babanın kendi gözünden eğitim, doğa, toplumsal yaşam, normlar ve hayata dair anekdotlar. Okul sisteminin çocukların çocukluklarını nasıl elinden aldığını, öğrenmek için sınav, ödev vb. yaptırımlara ihtiyaç olmadan bunun doğal bir süreç olduğunu ortaya koyan, her ebeveynin okuması gereken kitaplardan biri.
376 syf.
·1 günde
Yıllardır okullarda verilen eğitimin yetersizliğini savunan biri olarak doğanın harika bir eğitimci olabileceğini gözler önüne seren ve bildiklerimizi daha çok beynimize kazıyan kitabı mutlaka okumalısınız.
Çok fazla para kazanmıyoruz ve bunu umursamıyoruz. Çünkü para kazanmak için harcayacağımız zaman genelde bize ödeyebileceklerinden çok çok daha fazlası ediyor.
Ben Hewitt
Sayfa 34 - Sineksekiz Yayınevi
Okulda, aynı yetişkin hapishanelerinde olduğu gibi, mahkumlar onlara söyleneni harfiyen yapmak zorundadırlar. Aksi halde cezalandırılırlar. Aslında çocuklar okulda gerçek mahkumlara göre daha çok zamanı onlara söyleneni yaparak geçirirler. Önemli bir diğer fark ise yetişkinlerin hapse suç işledikleri, çocukların ise yaşları geldiği için gönderildiğidir.
Ben Hewitt
Sayfa 70 - Sineksekiz Yayınevi
Bazen, örneğin çiftliğimize giden yolda yürürken, neyin tetiklediğini bilmediğim güçlü bir hisse kapılıyorum. O an evrendeki yerimi bildiğimi hissediyorum. Sadece şimdi ve burada, bu yolda değil, hayal gücümün bile ötesinde, her şeyden ve bütün güçlerden oluşan evrenin sonsuz büyüklüğe sahip tasarımındaki yerimi biliyorum.
Bu anlarda içimde aniden yükselen sıcaklık ve beni sessizce saran başka hiçbir şeye ihtiyacımın olmadığı hissi, benim maddi olarak ölçülemeyecek kazanımlarım. Değeri hesaplanabilir olmadığı için kimse tarafından alınıp satılamayacak bu kazanımlar benim gerçek zenginliğim. Bu zenginlik bana ait, bana özgü. Ve bu yüzden de güvende.
Oysa çocuklar birinin onlara nasıl öğreneceklerini öğretmesin gerek ihtiyaç duymuyor; zaten öğreniyor.
Bizler kültürel beklentilerle, çocukların dünyasının sürekli yeni fırsatlarla yeni ufuklara doğru genişlemesi gerektiğine inanıyoruz. Oysa ben çocuklarımı izlerken, ebveynleri olarak bizlerin, çocukların kendi dünyaları ile kurdukları ilişkilerin değerini bilmiyor, hatta bu ilişkileri gözden kaçırıyor olabileceğimizi düşünüyorum.
Anlattıklarım yalnızca öğrendiklerimiz hakkında da değil, aynı zamanda öğrendiğimiz ama unutmaya çalıştıklarımız hakkında. Hem inandığımız gibi yaşayabileceğimiz, hem de daha geniş anlamdaki bir dünyayla olan bağımızı koruyan, dengeli bir yer inşası maceramız hakkında. Bu, işin kolay tarafı. Zor olansa, yaşam biçimimizi, sürekli bu maceranın uygulanamaz olduğuna dair bize kanıtlar sunulmasına ve çabamızın aptalca bulunmasına rağmen, değerlerimizi ve bakış açımızı onurlandıracak şekilde düzenleyebilmek.
Kendimi eğitim, zengnlik,tutku veya başarı gibi konularda kültürel beklentilerden ne kadar azat ettiysem o kadar özgürleştiğim gerçeği her geçen gün daha sık yüzüme çarpıyor.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Okulsuz Büyümek
Alt başlık:
Okulsuz Eğitim Kırsalda Yaşamak Doğayla Bağ Kurmak ve Yaşayarak Öğrenmek Hakkında
Baskı tarihi:
Mart 2016
Sayfa sayısı:
376
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786058537989
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sinek Sekiz Yayıncılık
“Bizim çocuklarımız okula gitmiyor. Bu kitap genel olarak oğullarımın örgün eğitim sisteminin sınırları dışındaki öğrenme biçimi ve öğrendiklerinin içeriğiyle ilgili. Ancak bu biçim ve içerik birçok açıdan Vermont Dağı’nın yamacındaki hayatımızdan ayrı düşünülemez. Bu nedenle anlatacağım hikâyelerin hiçbiri ilk bakışta size öğrenmeyle ilgili gibi görünmeyecektir, yani en azından bu kültürde anlaşıldığı biçimde ilgili değildir. Paylaştığım hikâyeler çocuklarımızın eğitimi hakkında olduğu kadar, arazimizle kurduğumuz bağın, oradaki çalışmalarımızın sürekli geliştirdiği yaşam biçimi anlayışımızın, benim ve eşim Penny’nin de hakkında.

Anlattıklarım yalnızca öğrendiklerimiz hakkında da değil, aynı zamanda öğrendiğimiz ama unutmaya çalıştıklarımız hakkında. Hem inandığımız gibi yaşayabileceğimiz hem de daha geniş anlamdaki bir dünyayla olan bağımızı koruyan, dengeli bir yer inşa etme maceramız hakkında.

Kitabı okuyanlar 34 okur

  • Mehmet Deniz Akın
  • nevin alkan
  • Gülfiz Ergin Demirdağ
  • Eda Cesur
  • şilan es
  • Elif K.
  • Mustafa Kalaç
  • Derya
  • Hüseyin Topdemir
  • Ezgi Kınık

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%23.5 (4)
9
%29.4 (5)
8
%29.4 (5)
7
%17.6 (3)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0