“Kitap sevgisi diye bir sevgi vardır sanırım. Ana sevgisi, kardeş sevgisi, yâr sevgisi gibi bir sevgi. Bu sevgi insanın içinde doğuştan mıdır? Yoksa sonradan mı uyanır? Bunu bilmiyorum. Daha doğrusu, ben şöyle inanıyorum: Kitap sevgisi de bütün öbür sevgiler gibi doğuştan vardır; ama uyuyordur. Onun, zamanı gelince uyandırılması gerekir. Kitap sevgisinin bende nasıl uyandığını düşünüp bu kanıya varıyorum.”
Roman, Yunanistan’dan Dimitrios’un ata topraklarının izini sürmeye Ürgüp’e gelmesiyle başlıyor. Burada Aziz ve ailesiyle tanışır. Aziz’in babası Mustafa Güzelgöz nam-ı diğer Eşekli Kütüphaneci. Mustafa Güzelgöz anlattıkça Dimitrios’la arasındaki sevgi daha da güçleniyor. Larisa Ürgüp’ü kardeş yapma fikriyle tutuşuyorlar. Detaylara gelirsek;
Cahil tek bir insan kalmasın diye verdiği mücadelede sadece eşeğiyle kitap dağıtmakla kalmayan Güzelgöz, ulaşabildiği her yere bir kütüphane açar. Aynı zamanda kadının toplum içindeki konumundan da rahatsızdır. Hemen Mustafa Güzelgöz’den dinleyelim. “Kadını erkeğin arkasına atan, onunla bir mecliste oturamayan, bir çatı altında kadın erkek birlikte bulunmak gerekince araya perde geren toplum hiç bu çağın toplumu olabilir mi?” Çocuklar, kadınlar için birçok uygulama getirmesi, köylüleri kalkındırmak için elinden geleni yapması o kadar gurur verici ki. Okurken gurur duymamak elde değil.
Kitaba olan tutku en önemli detay olsa da fakat roman sadece bundan ibaret değil. Türklük, Cumhuriyet, değişim, aydınlanma daha bir çok önemli yerlere değiniliyor. 147 sayfa olmasına rağmen her satırında ayrı bir ders var. Bir kişinin mücadelesi ve azmi ile toplumun nasıl değişebileceği gözler önüne seriyor. Ayrıca kurgunun gerçeğe dayanması daha da cezbedici hâle getiriyor. Bu kadar geç okuduğum için çok üzgünüm.
‘Kimseden