Bir tarafta, özgürlükten yoksunluk, korku ve suskunluk; diğer tarafta özgürlük, huzur ve onur. Bir tarafta, imandan mahrumiyet, diğer tarafta iman; bir tarafta yalanlar, diğer tarafta gerçek; bir tarafta nefret, diğer tarafta sevgi; bir tarafta geçmişin eziyetleri, diğer tarafta geleceğin taze sevinçleri.
Sahip olmadığımız şeylere bakarken, “Benim olsaydı nasıl olurdu?” diye düşünme eğilimindeyizdir ve işte böylece yokluğunu hissederiz. Oysa bunun yerine sahip olduğumuz şeyler için sık sık şunu düşünmemiz gerekirdi: “Bunu kaybetsem ne olurdu?”
Hiç kuşkusuz acının içlerini kaplamasına boyun eğmemek için, bilinçaltına itilmiş yasakları alt ederek, kendinden geçişle kaçış yoluna kavuşuyorlar, düşünceleri matemin kederinden kaçıyor.
İnsanların gelecekten böylesine fütursuzca söz etmeleri tuhaf, sanki ellerinin altındaymış, sanki her anın uygunuluğuna ve ihtiyacına göre onu uzaklaştırmak ya da yakınlaştırmak ellerindeymiş gibi.