Bazen hayatınızda tüm taşların yerli yerine oturduğunu, ömrünüzün kalanını birbirine geçmiş Lego parçaları arasında sessiz sedasız tamamlayacağınızı düşünürsünüz. Bu, evvela güven ve huzur duymanızı sağlar, sonra sa sıkıntı. Ben sıkıntı safhasındaydım.
Orada Kerec çöllerinde şehveti tanımıştı. Ne yazık ki tanımadan önce de şehveti biliyordu. Kötü olan da buydu zaten, her şeyi biliyordu. Bu bilinç adının kötüye çıkması ve hor görülme endişesiyle, ona gereksiz bir sakınma aşılayan, düşüncelerine ürküntü katan, yaratıcılığını engelleyen bir güce dönüşüyordu. Hep ortalama kitle arasında yaşamayı yeğlemişse de ortalamanın içinde olma sırrını çözememişti. Yoksulluğu bilmediğinden zenginliği yaşayamadığını da biliyordu. Solucanları hiç sevmemiş, kuru yaprağa tevazu göstermemiş, kırlangıç sesiyle namaza kalkmamış, dağa tırmanmamış, oradan gün doğumunu izlememiş, bir gece sabaha kadar Büyük Ayı takımyıldızını izlememiş, kum ve toprağı aynı sanmış, gökyüzü ve yeryüzünü aynı görmüş ve yüzden yerdeki göklerin ve göklerdeki yerlerin farkına hiç varmamıştı. Baktı ki çürümeyi arzuluyor, hatta çürümüştü bile. Kendi kendine düşündü: “Peki ne yapmam gerekiyor?