Hmm demek felsefeye ilginiz var. Ama öyle uzun uzadıya da okumaktan sıkılıyorsunuz. Yazar tam da buna göre bir kitap yazmış bence. Kapağında dediği gibi tam ‘felsefe tarihi üzerine bir roman’. Sofie ve Hilde’yle çıktığınız bu yolda hem kurgusal bir akışta kalıyorsunuz hem de felsefe tarihinin yapı taşlarına basarak yolunuza ilerliyorsunuz. Yazar aralarda ‘nooluyo lan?!’ dedirttiği için de o taşlara basmaktan vazgeçemiyorsunuz.
Hem belki bizde birinin yazdığı kitabın baş karakterleriyizdir sevgili okur, kim bilir.
Bilen bilir, ilk realist romanımızdır. Neden realist? Çünkü zamanın özentiliğinin nelere mal olduğunu net bir şekilde anlattığı için. Ah Bihruz çocuk, araba sevdasından başka sevdaları karıştırdın da, sonunda yine elinde olmadı avucunda olmadı. Okurken de “ee sana müstahak” diyorsunuz zaten. Dilindeki o tasvirler, betimler ise gerçekten bir usta eseri okuduğunuzun kanıtı.
Alaturka ve alafranga nasıl güzel işlenirse öyle güzel işlemiş yazar. Ne varsa eskilerde var deriz ya, bazen gerçekten öyle. Dili akıcı, sohbetli, nükteli ve kıssadan hisseli bir eser. Edebiyatımızda yeri büyük olan eserleri mutlak okumak gerektiğini düşünenlerdenim. İyi ihsan sahibi olmak her zaman yeğdir kim ne derse desin. İşte yazarın bize öğüt bu bence, bunu da iki bey arasında çok ustalıkla kaleme almış. Eksik etmeyin sevgili okur, olsun kitaplığınızda.
Öncelikle kitabın spor klübü olan Beşiktaş ile alakası yok sevgili okur. Tamamen eski Beşiktaş semtini anlatıyor bize Fuat hocamız. Ve eşi kaleme alıyor yaptıkları röportajı. Yaş itibari ile biz genç okurlara arada güzel hayat anekdotları da veren kitap, mutlaka okunacak kitaplar arasında değil maalesef. Çeşit olsun yani sevgili okur.
İkileme olan bir kitap, Son Cüret bize tarihin bilinmeyen taraflarından anlatıyor kurtuluşumuzu. Gösterdiğimiz o son cüretle neler yapabildiğimizi. Akabinde “Anka Kuşu” nu da okuyun sevgili okur.