Emin

Nisyan, terketmek manasına gelir. Nitekim, "Onlar Allah'ı terk ettiler(unuttular). Allah da onları terketti(unuttu)" mealindeki ayette de nisyandan (unutmaktan) maksat terk etmektir.
Sayfa 88·Kitabı okuyor
Din
Emin
Yüce Allah, onların yapmaları gereken şeyleri terketmelerini "unuttular" şeklinde ifade etmiştir. Bu ise, akıllarına hiç gelmiyormuş gibi, aşırı derecede terkettiklerini gösterir. Sayfa-90
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bakara-27
''Bunlar, Allah'a vermiş oldukları sözü kesinlik kazandırdıktan sonra bozarlar; Allah'ın birleştirilmesini emrettiğini keserler ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar. Zarara (hüsrana) uğrayacak olanlar da bunlardır.'' Ayette geçen 'mâ' kelimesinin manası umumi olup peygamberler ve yakın akrabalarla ilgiyi kesmek, müminlerle dost olmayı terk etmek gibi Allah'ın razı olmadığı her türlü ilgiyi kesmeyi kapsar.
Sayfa 70·Kitabı okuyor
Emin
Ayet daha çok akraba ilişkilerini kesme anlamına hasredilse de daha geniş bir kapsamı olduğunu anlıyoruz
Hz. Ebu Bekir'in cem faaliyeti; yazılmış ve ezberlenmiş olmasına rağmen dağınık halde bulunan Kur'an ayetlerinin, sayfa sayfa yazılarak bir araya getirilmesinden ibarettir. Bu itibarla o işlemde, Kur'an'ı bir lehçeye hasretme ve sure tertibi gözetilmemiştir. Hz. Osman'ın yaptığı cemin (istinsah) ise sadece Kureyş lehçesi üzere ihtisarı ve sure tertibi olmak üzere iki boyutu söz konusudur.
Sayfa 44·Kitabı okudu
Emin
Anladığım kadarıyla durum şöyle: Allah Resulü(sav) indirilen her vahyi yazdırmıştır. Ama bu yazdırma işlemi çok sistematik bir şekilde değildi. O an yanında kim varsa, kim müsaitse ona veya onlara imkanlar dahilinde (hangi yazı araç gereçleri varsa) nazil olan ayetleri yazdırıyordu. Bir arşiv sistemi de yoktu. Yazan yazdığını kendisi himaye ediyordu. Her ne kadar hicretten sonra bu işle daha çok Zeyd b. Sabit ilgilendiği için resmi işi gibi görünse de onun yokluğunda başkalarının yazdığına yönelik yine rivayetler bulunmaktadır. Yani Hz. Peygamber(sav) isimlerini ve sayılarını net bir şekilde bildiğimiz resmi işleri bu olan vahiy katiplerine yazdırıyordu gibi bir durum yok. Az da olsa yazdırdığı herkese bu isim verildiğinden rivayetlerde çok fazla isim var. Yani tek işi veya resmi işi vahyi yazmak olanlara vahiy katibi deniliyordu değil de Hz. Peygamber'den (sav) herhangi bir vahyi yazan herkese verilen bir isimdi vahiy katipliği. İşte Hz. Ebubekir döneminde yapılan cem' faaliyetinin amacı dağınık halde bulunan bu yazılı evrağı tek bir mushafta birleştirmekti. Dolayısıyla Kur'an-ı Kerim'in o dönemde birçok kişinin ezberinde olduğu varsayımından yola çıkarsak Zeyd b. Sabit'in işi Hz. Peygamber'in (sav) yazdırdığı yazılı evrağı toplamaktı. Bu faaliyet sırasında İki şahit istenmesi kriteri de getirilen yazının Hz. Peygamber'in (sav) huzurunda yazıldığına dair iki şahit olsa gerektir. Veya da Hz. Peygamber huzurunda yazılmış İki adet yazı. Tevbe Suresi'nin son iki ayetinin tek bir kişide bulunduğuna dair rivayet doğru kabul edilirse bu durum da o ayetleri yalnızca bir kişinin bildiğine değil, Hz. Peygamber'in (sav) huzurunda yazılmış olma şartını taşıyan yalnızca bir evrak bulunduğunu gösterir. Zira kendisi de hafız olan Zeyd b. Sabit bu ayetlerin yazılı evrağı gelmemesine rağmen eksikliklerini fark edip onu aramıştır. Ama Hz. Peygamber'in (sav) huzurunda yazılma şartını taşıyan bir Yazı olarak yalnızca Huzeyme b. Sabit'te bulmuştur. Böylece her ayeti Allah Resulü (sav) tarafından yazdırılmış ama dağınık (farklı kişilerde, farklı materyallerde yazılı) vaziyette bulunan Kur'an-ı Kerim Hz. Ebu Bekir döneminde eksik veya fazlalık bulunmayacak şekilde tek bir çatı altında toplanmıştır (iki kapak arası demedim çünkü mushaf haline getirilmemiş de olabilir. Sure sıralamasının da yapılmadığına dair rivayetler var. Ayrıca farklı şekilde okumaya da açık olduğu anlaşılıyor) Bununla birlikte insanlar kendi mushaflarını da oluşturmuşlardır. (Hz. Ali'nin nüzul sırasına göre tertip edilmiş mushafı, Abdullah b. Mesud'un içinde açıklamalar olan mushafı, belki farklı lehçelere/kıraatlere göre yazılmış mushaflar vs) Hz. Osman ise farklı şekilde okumaların önüne geçmek için Kureyş lehçesi üzerinde, sure tertibine riayet eden ve iki kapak arasında bulunan mushaflar oluşturmuştur. Yani durum kısaca anlatıldığı gibi Hz. Ebubekir kitap haline getirdi, Hz. Osman çoğalttı şeklinde değildir. İkisinin yaptığı faaliyetler arasında ciddi farklar vardır. Özellikle Hz. Osman tek bir kıraat üzerinde yazdırması ve diğerlerini yok etme emri vermesi sebebiyle tepkiler görmüştür. Hz Ebubekir için bir tepkiden söz edemeyiz. Ayrıca Hz. Osman döneminde yapılan faaliyet yalnızca Kureyş lehçesiyle yazdırmak mıydı o da ayrı bir soru işareti çünkü kendisi de Kureyşli olan Abdullah b. Mesud bu işe çok karşı çıkmış ve kendi mushafını imha etmemiştir. Ayrıca bu olaya sebep olarak gösterilen Azerbaycan-Ermenistan seferinde Şamlılar ile Iraklılar arasındaki kıraat farklılığından dolayı ortaya çıkan tartışmalar bu durumu açıklamaya yeterli değil gibi görünmektedir. Zira bu iki gruptan birisi Kureyş lehçesi ile, diğeri farklı lehçe ile mi okuyordu? Buradaki durum farklı kıraatlerden (yedi harf) birisinin tercih edilmesi(izin verilmesine rağmen) olsa gerek. Bundan dolayı tepki olmuş olabilir. Kısaca yedi harf konusu net olmadığı için Hz. Osman döneminde yapılan faaliyetin sebebi, içeriği, amacı hakkında net bir şey söylemek zor olsa da cem' ve istinsah faaliyetlerinin farkları ve içerikleri arasında kafamda oluşan son durum bu şekilde.
Dini anlayan, yaşayan ve kurumsallaştıran insandır. Bu bakımdan, din denildiğinde hem dinin özünü oluşturan temel kurucu ilkeler, hem de bu ilkelerin insanlar tarafından anlaşılma biçimleri akla gelir. (...) Daha açık bir ifade ile din anlayışı bireysel ve toplumsal planda bütünüyle beşeri olan bir anlayıştır.
Sayfa 13·Kitabı okudu
Din
Emin
"İslama göre" ifadesi aslında "Benim İslam anlayışıma göre" demektir.