Bugün Müslümanların kafasında birbirinden çok farklı müslümanların tarihi olduğu gibi geçmişin bir şekilde kutsallaştırılması diyebileceğimiz, tarih bilincinin oluşmasına engel olan yine birden çok tarih terakkisi de vardır. Sadece " Dört Halife Dönemi" ile ilgili farklı anlayış biçimlerini örnek olarak vermek bu ifademizin daha iyi anlaşılmasını sağlayabilir. Hariciler, Ebubekir ve Ömer dönemlerini ideal dönemler olarak kabul edip ilk altı yıldan sonra Osmanı, Tahkim'den sonra da Ali'yi tekfir etmişlerdir. Şia imametin/hilafetin nass ve tayinle Ali'nin hakkı olduğunu Ebubekir, Ömer ve Osman'ın onun hakkını gasp ettiğini ileri sürer ve bu doğrultuda bir oniki imam kültü yaratır. Ehl-i sünnet ise "Dört Halife" dönemini ve bu dönemdeki uygulamaları farklı bir şekilde idealize etme yoluna gitmiş; halifelik sıralamasını bir tür fazilet sıralaması olarak görmüştür. Böylece kısacık (30 yıl) bir zaman dilimi ile ilgili olarak birbirinden farklı tarih inşaları ortaya çıkmış olmaktadır. İşin tuhaf tarafı bütün mezhepler Hz Muhammed'in (Sav) vefatından çok sonraları ortaya çıkmış olmalarına rağmen kendilerini doğrudan Hz Peygamberin yaşadığı zaman dilimi ile irtibatlandırma yoluna gitmişler ve bu doğrultuda kendi özel tarihlerini inşa etmişlerdir.
Bir alim ne kadar bilgili olursa olsun içinde yetiştiği koşullardan bağımsız değildir. Daha da ötesi, her insanın içinde yetiştiği ortamın ürünü olduğunu söyleyenler pek de haksız sayılmazlar.
İslam Mezhepleri Tarihi, Kur'an'ın dışındaki her türlü bilginin beşeri bilgi olduğu, sonuna dek tenkid ve tahlile açık olacağı gerçeğini bilinç düzeyine taşır. İnsan, ilgi alanına giren her şeyi, mevcut bilgi birikimine ve yetilerine bağlı olarak anlayabilir. Vahyin yorumu/anlaşılması vahiy değildir. Bundan hareketle İslam Mezhepleri Tarihi, Hz. Peygamber'in vefatından sonra ortaya çıkan dini nitelikli oluşumların İslam'ın anlaşılma biçimleri ile ilgili beşeri tezahürler olduğunu tespite çalışır. İslam Mezhepleri Tarihi, farklı anlayışlara dayalı oluşumların İslamla özdeşleştirilemeyeceğini bilmeyi mümkün kılar. (...) Böylece din alanındaki farklılaşmaların temelinde insan gerçeğinin yattığını kavrama imkanı sağlar.
Her insanın din anlayışının bile özgün boyutları olduğu düşünülürse, farklılıkların kurumsal nitelik kazanması ile oluşan her mezhebin dinin anlaşılma biçimlerinden sadece birisi olduğu kolayca görülebilir.