Hayali bedenleri müşahede eden kimselerin hepsi, bu bedenler ile gerçek bedenleri birbirinden ayırt edemezler. Cebrail bir bedevi suretinde geldiğinde, Sahabelerin O'nu tanıyamamasının nedeni budur. Hz. Peygamber'in, O'nun Cebrail olduğunu söyleyene kadar bu bedevinin hayali bir beden olduğunu bilmiyorlardı. Gerçek bir bedevi olduğundan hiç şüpheleri yoktu. Buna benzer bir şey, melek tam bir insan olarak ona göründüğünde Meryem'in durumunda da vardır. Çünkü Meryem, ruhlar bedenleştiğinde onları ayırt edecek alamete sahip değildi.
Bu mısralar İbn Arabi'nin bedenleşen ruhlarla karşılaşmasını anlatır:
Birisi yerde gösterdi bana kendini, bir diğeri havada. Bir başkası nereye gitsem oradaydı, bir diğeri semada. İlim verdiler bana, ben de onlara, eşit değildik ama. Çünkü ben özümde sabit, onlar ise sabit kalamazlardı. Her surete bürünürler suyun kabın rengini aldığı gibi.
Bildiğimiz kadarıyla ruhlar hayal yoluyla kendilerini bedenleştirirler.
Değil kin duymak, mânevi yolda ilerlediğin ölçüde, kimseyi tenkit bile etmeyeceksin, çünkü kötülük yapan da onu yapmaya vazifeli.
Onun sayesinde Allah'la irtibat kurduğun için, seni dirilttiği için sen sana kötülük yapana ancak şükretmelisin.
Hz. Mevlâna diyor ki: "Dostuna değil düşmanına dua et, zira seni tekâmül ettirecek olan odur."
Hak bizim üzerimize bizimle hükmeder ya da biz bizim üzerimize kendimizle hükmederiz. Lâkin bunu idrak edemeyenler perdelidirler ve Allah'a şikayette bulunurlar. Allah da onlara, âyân-ı sabitelerinde şikayet ettikleri sıkıntıları kendilerinin istemiş olduğunu gösterir.