Sıradan insanların, basit bir şehirdeki karmaşadan uzak sade yaşamlarının anlatıldığı bir roman. Yazar roman formatında bir anlatım sunarken, arada şehri detaylı bir şekilde tanıtmayı ihmal etmiyor. Hatta çıkış noktasından varış noktasına kadar o kadar çok mahalle, cadde, sokak ismi veriyor ki, bu bir süre sonra okuyucuyu yormaya ve sıkmaya başlıyor.
Belli ki yazar bu kitabı NAZİLLİ SEVGİSİNDEN yazmış. En azından kitabın sonundaki ifadesi bu şekilde.
Uzun Çarşı'da beyaz eşya mağazası sahibi olan Abdullah, yerel gazetecilik yapan Alper ve İstanbul'da öğretmenlik yapan arkadaşı Turan arasındaki ilişkiler, Alper'in anlatımıyla sunulmuş. Alper, kâh bir sıkıntısı olduğu belli olan ama bir türlü açılamayan arkadaşı Abdullah'la görüşüyor, kâh kafası takıntılı öğretmen arkadaşı Turan ile görüşüyor. Bu görüşmelerin öncesinde, sırasında ve sonrasında, günlük konulardan bahsediyor, tarihten, trafiğe, ekonomiden, siyasete, dinden, eğitime ve eğlenceden evliliğe kadar pek çok konuda düşüncelerini de aktarıyor. Ancak bir yerden sonra bu anlatımlar Müslümanlık üzerinden yorumlanmaya başlanıyor. Hatta dünya üzerinden örneklendirme yapılarak huzur, refah ve mutluluğa sadece İslamiyet'i doğru düzgün uygularsak ulaşabiliriz gibisinden söylemlere dönüşüyor. Bu arada yazar bir kaç yerde roman karakterleri ağzından kendi ismini de vererek kaçamak reklam yapmayı ihmal etmemiş.
Yazar, tanıtım yazısında kitabın Nazilli hakkında yazılmış ilk ve şimdilik tek roman olduğunu ifade ediyor ve ben de kitabı buna kanarak alıp okumaya başladım. Aslında anlatılan hikaye o kadar da Nazilli hakkında değil. Hatta Uzun Çarşı hakkında da değil. Olaylar o çevrelerde geçtiği için sanırım kurgu gereği değinilmiş ama kenti tanımayanın kafasında iyi bir canlandırma yapabileceğini sanmıyorum.
Kitabı okumakta