Bilgisever

Bilgisever
@Caglaozgur
Bilgi gibi ol...
Bilmediğini bilecek kadar
Dünya
6 Nisan
151 okur puanı
Kasım 2020 tarihinde katıldı
Bir Yabancının Portresi
10/10
·116 syf.··
2022 39. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 19 Nisan 2022 01:46
"Tüm iyi hikayeler iki şekilde başlar: ya şehre bir yabancı gelir ya da biri bir yolculuğa çıkar." Bazı hikayeler ise iyi olamayacak kadar zorunluluktan, tekdüzeliğin bulanık suyundan, içine bir defa girdi mi nasıl çıkılacağı anlaşılmayan karamsarlığın temelsiz pesimistik penceresinden yazılmasıyla çevremizi kuru bir çaresizlikle sarar, bizi kendi yapışkan yapılarına katmanlılık dahi yaratmadan doğrudan çekerler. O hikayelerde şehre gelen yabancı yabancıdır, yolculuğa çıkan kahraman ise bir başka kahramanın piyonundan ötesi değildir. Kalıplaşmış anlatıların beklentisel tekdüzeliği, deneyselliğin bulmacalar ve kurgular arasındaki doğumu, modernizmin kimliklerin ön plana çıkmasına zemin hazırlayan baş kaldırısı, zamansız anlatılar söz konusu olduğunda beklenmedik bir felaket nasıl yarattığı baskınlıkla herkeste bir ciddiyet, anlaşılmaz bir boyun eğiş ve teslimiyet hissi yaratırsa kendini öyle bir sarsıcılıkla var eden kolektif hitapları tüm bu yapılardan ayırma fırsatı sunar. Bu hikayeler, kayboluşun bilinmezliğinin davetkâr gücünü, çözülmesi gereken cinayetlerin heyecanlı gelişmelerinin sürükleyiciliğini kendinden dışlayarak saf hüzne hizmet ederek bazen bir yaratış, bazense bir paylaşış ortaya koymak isterler. Kaybolmaktan endişe eder, yabancılık çeker, çaresizliklerini en baştan savma hareketlerle tamamlamak mecburiyeti içindedirler. Bay Linh hiç kaldırım değiştirmeden, dümdüz burnunun doğrultusunda yürüyor. Asla kaldırım değiştirmeyeceğini söylüyor kendi kendine, bu sayede asla kaybolmayacak. Yatakhanenin yer aldığı binayı bulması için geri dönüp yürümesi yetecek. (Claudel, 2007, s. 17.) Kaybolmanın endişesi yabancının tüm varlığında saklıdır, zira yabancı oluş aslında harflerin dizimi ve doğası gereği uyumsuzu, dışlanmışı, ait olmayışı temsil etme
Sosyoloji
Bay Linh ve TorunuPhilippe Claudel · Doğan kitap · 200734 okunma
Reklam
Hastalıklı Avusturyanın Nefessiz Sanatı
Puan vermedi·77 syf.··
Beğendi
·
2021 109. kitabı
O bir toplumun çevresine sabitleniyordu, sahiplenmeye aç bu toplumun en ücra köşelerinde duranlara karşı hissettiği çekimin önemsizliğini yanına alıyor, hem algılanarak varlaşmak hem de yeraltında yaşamak gibi iki uç ülküyü birbirine bağlıyor, kendi öykülerini tanıklık edilmemiş biçimde yalnız kendi olarak yazmayı istiyordu. Hiçbir vakit yeni hakikatlerin ucunda, yaşamın yoksunluğuna düşecek denli ileri gitmedikleri bu arayış, bir anlamın sonsuza değin yitirilişiyle gelişen her yıkılış gibi, önüne amaçlarının önünde yaşamlarını ikiye bölmekten çekinmeyen yüzsüz sorunları attığında da felaketlerin diziminde yapılan eşitlikten uzak paylamayı yine yeniden üzerinde hissetti. Ayrımcılığın Dünya üzerinde en yoğun rağbet bulan formlarının bir araya toplanırken, üzerine yıkılacakmışçasına zayıf, zarar verecekmişçesine yüksek duran duygu duvarıyla arasına benliğini sıkıştırırken üzerine inşa olduğu temel dikkatini cezbetti o anda; sağlıksızlık, hastalık, engellenmişlik temeli... Artık kendinde başkalaşan, gözlem gücüyle donanan, yine de en bilindik biçimde kelimeleri heceler gibi duran başkanın ayırımında güçlük çeken bu özne, hapishaneden, cehennemden pek de aşağı kalmayan hastalığının devamlı olarak ona anımsatılacağı, en dostane sözlerin dahi vahşilik kazanacağı bir ruh hâliyle destekleneceği en sadık mekanda, kalabalığın ve onu devamlı kontrol eden yığınların yanında bulunmaktan fazlasını istemeyi, ancak bir özne olarak varlığına yönelik derinleşen farkındalığına borçlu kalacağını bilmek durumundadır. Zihni, bedeninden ayrılmayan bir olgu olarak anlaşılmanın kuralını deldiğinden şikayetlere maruz kalır, yine pek tabii biçimde sessizliğe ve onaya saygı adını koyanlarca dikkati üzerine toplar. Yaşamında kavradığı üzere, biatın insan ruhuna nüfus eden sınırı hasta oluşta,
1000Kitap
NefesThomas Bernhard · Sel Yayınları · 2016701 okunma
Savaş Ve Soğuk Bir Anlatım
9/10
·184 syf.··
2021 38. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 08 Mart 2021 01:28
Yazmak, bir daha adım atamayacağın bir yolun yine yeniden, düzensizce, akıp gittiği sanısına kapıldığımız zamanın dışından anlık tadışlarla kurumu, bir ikinciye yaşamayacağımızı sıradışı bir tazelikle, kimi zaman yıkmak isteyeceğimiz, devamlı kurduğumuz, dinlemek istemeyip devamlı dinlediğimiz, uzak durdukça yakınlaştığımız, yakınlaştıkça uzaklaştığımız, sonunda, kelimelerce yakın kaldığımız, ama hareketli, benimsendikçe devamlılıkla yenilenecek bir yoldur. Uyarıcı bir düşünceyken henüz kelimeler, bu mevsimde dahil üşümesin diye üzerine örtü çekilir, kim bilir ne yaratıp da canlandıracağını harflerin dünyasında... Belki de, anlatımın söz söyleme yolundan daha acılı kalmasının sebebi, tüm tasavvurlarını da yaşananla, işte o karmaşanın ucuna ekleyerek yeniden adlandıracak, yaratacak denli düşünme fırsatına sahip olabilmenin güçlü ikramıdır. Kelimeleri, kendi yaşadıklarıyla acı bir özsuyu yoğunluğuna döndürenlerin arasına, bir savaşın içinde doğan başka kıyımların nedensizliğinin, mağduriyetin içinde madur kalanların anlattıkları, genellikle katılmaya pek müsaittir. Yıkıntılar ardında yıkılmış umutları, haksız yere azaltılmış hayalleri, küçülen hevesleri anlayan kelimelerin sayfadan attıkları çığlığın duyumsanacağı o yazmak eyleminin içinde, belki de suni cesaretle atılarak kahraman ön adını alanların kazandığı, formalite bir kaosun içinde bulunan H. Böll'den öğrenilebilecekler vardır. Matarasını, komut kadarınca kısa bir zamanda doldurmak üzere o zengin, devamlı akıcı kaynağa yaklaştırdığında, onlarca boş diğer mataraların yanında kayboluyor olanakları. Belirsizlikte yaşamlarının tehlikesi hırslarına hüküm verirken de, saniye başı ağırlığı artan şişesiyle kenara itildiğinde suyla dolu haznenin ağzını yere doğru bastırdığı vakit yükselen bu hayati, bu umutlu, bu güvenli
Edebiyat
Ademoğlu Neredeydin?Heinrich Böll · Can Yayınları · 2006409 okunma
Yıkılış Ve Gerçeklik
10/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2021 12. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Ocak 2021 22:45
Savaş, insanlığın kaçıncı yıktığı olduğundan bihaber belki onuncu, belki yüzüncü defa havaya sıktığı mermiyi tüfeğe, oradan verilen komuta aktarırken orada, gizliden saklanmış iki asker, evvelde öğrenci bu iki asker rütbeliler, ateş etmelerinin sonucunu izliyor. Tanımadıkları ve asla tanıyamayacakları binlerce şansı karalıyor, kafa taslarıyla birlik parçalayıp atıyorlar ve her gece fareler koşuyor, biz onları uyuyor addediyoruz. İnsanlar konuşuyor savaşın geç akşamında, onlar da uyuyamıyor zira gündüzleyin parçalanan kafa, merminin deldiği umut henüz tazeliğiyle ölüyü gecenin diriliğine taşımakta. Birkaç günde anlanamayan zamandır kafatasları aynı dağılımdayken aldığı özün bilincinden yoksun bu saldırılar, kendi tanıdıklarının etrafında sonunda bir daire ile dikkatini çekiyor. Birkaç gün önce bir kafatası paramparça kılınmıştı bir tüfek tarafından, bir mermi, bir ateş ediş, bir tetik, bir vazgeçiş, bir kabulleniş, bir emir tarafından. Ve her gece Tanrı'nın varolmayan kaşığından çorba içenlerle hapishane hücresine taşınan Karahindibağ'ın, koklayanın özlemiyle tüm vucudunu burun kesmesine yönelen pek çok noktayı topluyor, yoğunlaştırarak yeniden duyumsattıran Borchert'i dinliyorum. Her sabah onun huzursuz ölülerinin kaçının kafalarını bedenlerinden ayırdıklarını anımsamalarına engel olan bir düzenin ırmağından, dışarıya fışkırırcasına sarsıcı satırlar buluyor, hayatıyla birleştirip de düşünüldüğünde birçok imgeyi uzatmayı istiyorum. Çarpık yüzler çiziyor biri trenin bazen bir askeri taşıyan, bir yolcuyu sıradanlıkta sonraki adıma bırakan vasıflarının yanından geçip giden bir trenin camlarına birileri, palto adama uzatılıyor ve annesinin artık duyulmayan sesi, duyuluyor... Gençlik yıllarını önce savaşta, ardından hapis ve yeniden geniş bir alanı kutsadığı düşünülüp ön
Edebiyat
Ama Fareler Uyurlar GeceleyinWolfgang Borchert · Yapı Kredi Yayınları · 2023664 okunma
Sonlu Bir Yaşam, Sonsuz Bir Ölümsüzlük
Puan vermedi·445 syf.··
Beğendi
·
2020 59. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Aralık 2020 02:33
Her şey, antik yunan Tanrı'sı Promete’nin çaldığı ateşin insan eline geçmesiyle hacim kazanmasının, yapılacaklar üzerine uyanışı ve genişlemesiyle başladı. Ateş, daha ilkin insanda bulunmasının, kendi bilinçleriyle yeniliklere izlerini bırakarak insanca mutluluklarına neden oluyorken içten bile olmayan ve kontrolden kolayca çıkabilecek bir arzunun kapalı kabından taşan hızıyla, potansiyelin fazlasını verdi. Artık ok yayından çıktıysa bir zinciri daha koparmış, kendine bağlamıştı insan. Tüm yapıp etmelerimizin zaman nehrinde iz bırakarak ileri sürüklediğinin bilincine varmış bizler, belki de buradaki görevimizin sonuna bir bilet almışızdır. Çaresizlik içinde dümdüz ilerlerken ruhumuzu savuran bir döngü içinde, belirli bir kapsamda çırpınıp dururken bir yandan neye karşı savaş verdiğimizi kavrar, ona istinaden düz bir çizgide tutarız metafizik boyutumuzu. Son bellidir, baş bellidir ve arada yaşam denen uzun görünüşte, sürprizli bir alan vardır. Ara ara yaşarken de ölür insan ve bu meçhullüğüyle korkutucu (çünkü insan, her halükarda bilmeyi kendine çeker ve arzuyla dilenir) ölümü tattığını düşünürse de, tam bir bilinç seviyesine ulaşmanın anahtarının da daima asıl deneyimden bulunacağını kavramanın kolaylığı, bu ruhu tam bir sıkışmışlığa çıkarır. Tutkularımızın öyle istençle sarıldığı ve hareketsiz kaldığı, aşkın bir paradoksun bizzat deneyimlendiğini hissedebileceği bir başka gücü düşünmek, çözülmemişlere yeniden düğüm atmak yoluyla karmakarışık süreçler oluşturmakla aynı olacak. Doğası gereği büyük ve olmazsa sonsuzun peşinden koşan insanlığın, gücü elde tutmak ve onu kendi alanında açığa çıkarmakla ilgili çalışmalarını anlattığı metinleri toplasak, uzunca bir listeyi hazırlamamızın kolay olacağını bilmemiz gerekir. Tanrılarla ölümün ardını ve ölümün sonucunu
Edebiyat
Bütün İnsanlar ÖlümlüdürSimone de Beauvoir · Alfa Yayıncılık · 2019396 okunma